Parmak
Lazların atölyesinde bir iş kazası olmuş ve bir Lazın parmağı kopmuş.
Lazlar hemen ilk yardım yaparak kopan parmağı bir buz torbası içinde hastaneye yetiştirmişler.
Koşarak cerraha parmağı vermişler. Parmağı alan cerrah :
- "Güzel, parmağa birşey olmamış. Çok iyi akıl etmişsiniz, kopan parmağı buz torbasının içine koymayı, yoksa işimize yaramazdı" demiş.
Hemen ardından da:
- "Hasta nerde?" diye sormuş.
- Ne hastası? Onu da mı getirmemiz gerekiyordu?
Sıraya Geç
Bir adam sabah yürürken ilginç bir cenaze kafilesi farkeder; önde giden köpekli bir adam, arkasında bir tabut ve 10 metre arkadan gelen bir başka tabut ve tek sıra olmuş yaklaşık 200 adam.
Tuhafına gider. Kafilenin başındaki adam kuşkusuz cenazenin sahibidir, yanına yaklaşır ve sorar;
- "Beyefendi, bu üzüntülü gününüzde hatırlatmak istemem ama ölenler neyiniz oluyor?"
Adam yanıtlar:
- "Öndeki karım arkadaki de kayınvalidem."
- "Vah vah başınız sağolsun. Nasıl oldu?"
- "Köpeğim karıma saldırıp öldürmüş. Kayinvalidemde karıma yardıma gelmiş onu da öldürmüş."
Adam biraz düşündükten sonra sorar;
- "Beyefendi köpeğinizi ödünç alabilir miyim?"
Arkadan gelen kalabalıktan hep bir ağızdan bir ses yükselmiş:
- "Sıraya geç"
İnek Çiftliği
Laz, bir inek çiftliği satın alır ve inekleriyle birlikte bir fotoğraf çektirerek ailesine yollar.
Aile heyecanla zarfı açarlar ve fotoğrafı görürler.
Fotoğrafın altında ise şu yazmaktadır :
- Okla işaretli olan benim.
Dostluk ve Kibir
Ayakları felç olmuş tekerlekli sandalyeye mahkum kalmıştı. Hayattan kopmuştu sanki. Hiçbir şey onu teselli etmiyordu. Bir süre hastanede kalması gerekti.
Yatırılmak üzere hastanenin bir odasına getirildi. Odada kendisi gibi biri daha yatıyordu. Onun yanı başındaki yatağa yatırılmıştı. Belli bir süre sessiz kaldı ikiside. Sessizlik bozuldu birbirlerinin isimlerini sordular, tanıştılar, konuştular ve samimi bir dost oldular…
Günler konuşarak koyu bir muhabbetle geçiyordu. Muhabbetin en iyi yeri arkadaşının ona, yatağının yanındaki pencereden dışarıya bakarak oradan manzaralar aktarmasıydı. Belki de onu teselli eden tek şey arkadaşı ve onun anlatıklarıydı.
Kendisinin yatağı duvar kenarında bulunuyordu. Ama arkadaşının anlattıklarını dikkatle dinliyor ve onu kıskanıyordu. Çünkü o kendi gözleriyle görüyor ve anlatıyordu.
Orada insanlar neler yapıyordu acaba? Denizin manzarası nasıldı? Kuşlar nasıl uçuşuyordu? Hava bugün nasıl olacaktı? O bunlara hep hasret kalmıştı.
Zamanla en yakın arkadaşını kıskanmaya başlamıştı. Belli bir zaman sonra en yakın arkadaşı onun için düşman kesilmişti. Ama arkadaşına sezdirmiyordu. Arkadaşı olanlardan habersiz büyük bir ilhamla dışardan manzaraları anlatmaya devam ediyordu.
Bir gün yine manzaralardan bahsediyordu arkadaşı kendisine. İlhamlı bir şekilde anlatırken uyuya kalmıştı. Ansızın bir öksürük krizine girmişti. Nefesi kesilmeye başladı arkadaşının. Hemşirelere haber vermesi lazımda zile basarak… O bunu yapmadı.
Arkadaşı ölecek ve pencere kenarındaki manzaralı yatak kendisine kalacaktı. Arkadaşı çok geçmeden son nefesini vermişti. Evet… artık o yoktu yatak kendisine kalmıştı… Servisten sorumlu hemşire;
- “İsterseniz sizi bu yatağa alabiliriz” demişti.
İstemezmiydi! O çoktandır bunu istiyordu zaten. Yatak kendisine verilmişti ve artık oda manzarayı seyredecekti. Yatağına uzandı şöyle bir dışarıya baktı. Baktı ama ne görsün! Öylece donakaldı. Pencereden bakıldığında yandaki binanın tuğlalardan yapılmış çatlak duvarından başka bir şey yoktu…
Arkadaşı sürekli kendisinin mutlu olmasını istemiş ve ona çatlak bir duvardan başka bir şey görmediği halde, güzel olan şeylerden, denizden, kuşlardan, havadan, çiçeklerden bahsederek dostuna moral ve destek vermişti. Ama o ne yaptı!..
Gören Kimse Olmadı
Arabasını park edip lokantaya giren adam, çıktığında arabasını akordeona dönmüş bir halde bulur.
Cam sileceğinin altında bir kağıt vardır. Kağıdı açtığında, şu satırlarla karşılaşır :
- Ön vitesle geri vitesi karıştırıp arabanıza sert bir şekilde çarptım. Arabanızda gördüğünüz gibi çok büyük hasar var. Olayı gören kimseler de şu an, ben bu satırları yazarken çevremde toplanmış bulunuyorlar ve bu kağıda adımı ve adresimi yazdığımı sanıyorlar.
- "Ne halin varsa gör, o kadar enayi degilim!"