Çohçer İkizderenin en yüksek köyüdür. Sis köyün altına kadar geliyor ve görünüşü aynen bir denizi andınyor. Köylüler deniz bizim köye geldi diyerek bir kayık yapıp siste yüzdürmeyi düşünmüşler. Beraberce birkayık yaparak denizin köye gelmesini beklemişler. Koyu sis gelip, köye kadar dayanınca, kayığı Sivrikayanın başından denize salmışlar. Kayık da kayığa binenler de düşüp parçalanmış. İşte türküsü: Çohçerliler tarlaya, tuzu ekti bitirdi. Sivri kaya üstüne kayık etti yürüttü. Not: İkizdere'de söylenen bu fıkralar Türkiye'nin her yerinde binlerce köy için anlatılmaktadır. Genellikle dağ köyleri için söylenir.
Pilav Dağı Efsanesi
Haremtepe Köyü'nün Madenli'ye bakan tarafında yüksek bir dağ vardır: Pilav Dağı.
Efsaneye göre Istanbul Boğazı açılmadan önce çevre denizle kaplı imiş. Sular Büyükdere yönünden Haremtepe eteklerine kadar gider, yerden 150 metre kadar yükseklerde bulunan kayalara çıkarmış. O zamanlarda gemiler buralara gelir, Palamar adı verilen kayalıklardaki demir halkalara bağlanırmış. Istanbul Boğazı açılınca sular çekilmiş, demir halkalar da görünmez olmuş. Bu halkaların bulunduğu yerde Kataraklı ya da Katarahlı Deresi'nin yatağı varmış. (1)
Palamar Kayası'nda demir halka bulunup bulunmadığı hususunda çeşitli rivayetler anlatılır. Bu konuda Rıdvan Bayraktar şöyle diyordu:
- Pilav Dağı'na çıkardım, atmaca tutardım, denizi, her taraftan seyrederdim. Palamar Kayası'na indim, öyle bir demir görmedim. Bir taş var, ama, kayanın kenarında demir görmedim. Gemi bağlandığına kanaat getirdim, demirin başına gidemedim. Bir şey gördüm, ama, taş mı, demir mi, ayırdedemedim. Bu kaya dağın öbür yüzündedir. Oradan Madenköyü'ne inilir.
Pilav Dağı'nın Madenköyü tarafında dirsek gibi görünen demir halkalar bulunduğunu, eskiden gemilerin buraya bağlandığını söyliyenlere raslanır. Bu kayalara, yukarıdan inilemediği, aşağıdan da çıkılamadığı için, arı kovanı bağlanamaz. Pilav Dağı eskidenberi fundalıktır. 16.5.1989 günü Sabri Bayraktar'la birlikte Madenli'de, yukarıda değinilen kayaların karşısında oturuyorduk. Yanımıza gelen yaşlı bir yurttaş, 50 yıl kadar önce 90 yaşlarında ölen bir kişinin karşı kayalarda demir halkalar gördüğünü anlattığını nakletti. Sabri Bayraktar da aynı kayalarda demir halkalar görmüştü.
Yeşillikler arasındaki çıplak kayaların yerden yüksekliğinin 150 metre kadar olduğu tahmin edilebilir. Yanımızda bulunanlardan 30-40 yaşlanndaki bir yurttaş ise, atmaca beklerken buralarda dolaştığını, ancak demir halka görmediğni söyledi. Dağda, demir halkaların bulunduğu rivayet edilen yerde cam parçalarına raslandığını anlatanlar olmuştur.
Pilav Dağı adının dikkate değer bir hikayesi vardır. Çayeli'nin Yenipazar Mahallesi'nde, Pazarbaşı'ndan yukarıya doğru dik olarak çıkan yolun üzerindeki tepeye (Dancim'in Tepesi) denir. Burada oturan Dancim, Cinanoğlu Ali Efendi'nin kardeşi ya da amcasının oğlu imiş. Dancim'in şeyh ya da erenlerden olduğu söylenir.
Dancim, Pilav Dağı'na çıkar, pilav pişirirmiş. Dağın adı oradan kalmış.
Dancim hakkında başka hikayeler de anlatılır.
Dancim'in büyük bir değeneği varmış. Daneim bu değenekle açık havada daire çizer, sonra ortasına geçer:
- Allah .... Hu ...
diye .. Hu .... çeker, arkasından değenekle çizdiği dairenin ortasında otururmuş. Yağmur yağdığı zaman onun çizdiği dairenin içine su düşmezmiş.
Dancim "kırk dul karı ..... diye gezermiş.
Cafer Paşa değirmeni civarında inceleme yaparken Pilav Dağı efsanesinin benzerine rasladım.
Anlatıldığına göre karayolları yapılırken kazılan yerlerden mapolar, deniz çakıl taşları çıktı. Mapo, demire benziyen kalın, çürümüş madde anlamına gelir. Eskiden gemilerin bu mapolara bağlandığı söylenir; Pilav Dağı'nda olduğu gibi. Yine Pilav Dağı'na benzer şekilde, Karadeniz Boğazı açıldğı zaman sular buralardan da çekilmiş. Her iki efsaneden anlaşılacağı üzere Karadeniz Boğazı sonradan açılmış. O zamana kadar' yörede, şimdi çok içerlerde ve yükseklerde kalan yerlere kadar gemiler işliyormuş.
Gelin Kaynana Efsanesi
Vaktiyle çok yaşlı bir kadın uzak bir köyden gelin getirir. Gelin çok huysuz ve uyumsuz birisidir. Kendisi at sırtında düğün kafilesi ile birlikte gelirken köye yaklaştıklarında kaynanasına haberci göndererek evin anahtarlarını kendisine gönderip teslim etmesini ister. Gelinin bu hareketine son derece üzülen yaşlı kayınvalide ellerini açarak; "Ya Rabbi, bu kötü gelin ile beraberindekileri olduğu yerde taş eyle" diye beddua eder. Yaşlı kadının bedduası anında tutar ve gelin at üzerinde olduğu halde beraberindekilerle birlikte oldukları yerde taş kesilirler.
Tuz ekmek
Çohçer, İkizdere'nin Sivrikaya köyü. Çohçerliler, ta Rize'ye kadar inip köylerine tuz taşımaktan bıkmışlar. Bir gün köylülerden biri: Bu böyle olmayacak. Bunca yolu gidip tuz getirmek çok zor oluyor. En iyisi biz bu tuzu ekelim. Rize'ye gitmeyelim, bağımızda bulunsun demiş. Köylüler bunu tasdik etmişler. Ellerindeki tuzu Bayır diye isimlendirdikleri tarlaya ekmişler. Yağlan tuzlamak için tuz lazım olunca elde hiç tuz kalmadığını görürler. Demişler ki gidelum tuz ektuğumuz Bayır'a. Gidip bakmışlar. Ektikleri tuz bitmemiş ve tuzdan bir eser de kalmamış. Bu tuzlara ne oldu diye birbirlerine bakınırlarken atın kafasına bir çekirge konmuş. Köylülerden biri: Vay tuzlan yiyen bu çekirgedir diyerek çekip çekirgeyi vurmuş. Çekirge ile birlikte atı da öldürmüş. Şairin biri de bu olayı şöyle bir mani ile dile getirmiş: Bir sizden bir de bizden Olduk bir çuval tuzdan
Ardeşen seslikaya Süleyman efendi türbesi
Ardeşen Seslikaya köyünde bulunan Süleyman Efendi Türbesi, renkli taştan yapılmış, üstü açık bir sandukadan ibarettir. Sanduka üzerine "Şeyh Süleyman Efendi. Ölümü 1308" ibaresi vardır. 1308 tarihi miladî 1890 yılma tekabül etmektedir.
Süleyman Efendinin sandukası yanında ikinci bir mezar bulunmaktadır. Son zamanlarda üzeri bir kubbe ile örtülmüş olan bu mezarın bakımlı ve kaliteli olan mezar taşında "Kula,, j. m mmh Molla Osman oğlu merhum Şeyh Hasan Usta ruhuna fa; 2. . U844)" kitabesi
okunur.
Süleyman Efendi torunu Kulaberoğlu Ahmet'in rivayetine göre, Hasan dede zamanında Ardeşen'de üç evliya vardı. Bunlardan biri İşıklı köyünde, diğeri Aşağıdurak köyünde, üçüncüsü de Seslikaya köyünde yaşardı. Bunlar beş vakit namazda birleşir, aynı cemaatle namaz kılarla! dı. Hasan dedenin büyük oğlu Ahmet dayı 110 yaşma kadar yaşamış bir pirifani idi.
Bu efsanenin geçtiği kabul edilen yer konusunda farklı görüşler ortaya atılır. Bunlardan birisi Hemsin ilçesinin Akyamaç Köyü civarında olduğu şeklindedir.
Rize'ye gelip de;
Rize Kalesi'ni görmeden,
Kale-i Bala'yı görmeden,
Pazar- Kız Kulesi'ni görmeden,
Ayder'de kaplıcaya girmeden,
Dünyaca ünlü Anzer balını tatmadan,
Çayeli'nde denize girmeden,
İkizdere Çamlık'ta kuş gözlemeden,
Laz böreği yemeden,
Hamsili ekmek yemeden,
Hamsi pilavı yemeden,
Rize bezi almadan,
Rize çayı almadan,
dönmeyin!