24/5/2009 - hasretımsın karadenız

Her dem taze kalacak, hiç bitmeyecek olan sevdama sevdasından kalp çarpıntıları.
Hey gidi sevdasına dünyayı bağışlayacağım hayatımın son durağında umuyorum ki topraklarında uyuyacağım güzel Karadeniz... Sen benim ömrümün en büyük özlemisin. Dağlarının eteğinde gezmek, derelerinin kenarında türkü söylemek, şenliklerinde horon oynamak isterim hep... Hani bahar geldi mi içim kıpır kıpır olur. Sanki göçü alıp yaylaya çıkacakmış gibi heyecan basar . Hayal ederim güzel yayla çiçeklerinin o hiç bir şeye benzemeyen kokularını, hayalinden bile sarhoş olurum... Yollarındaki her ağacı, her çiçeği, her taşı nakşederim kalbime.
An gelir hasretin en zor anımda en savunmasız yerimden vurur. O zaman daha bir ağır gelir hasretin. İnceden inceye başlıyorum söylemeye ''Gurbet o kadar acı ki ne varsa içinde hepsi bana yabancı hepsi başka biçimde, ne bir arzu ne emelim yaralanmış bir elim ben gurbette değilim gurbet benim içimde...' 'Hepimiz bir şekilde bir sebeple köklerimizin ait olduğu yerlerden uzak yaşıyoruz. Günlük hayatın gürültüsü içinde farkında olamıyoruz belki. Ama akşam olup da günlük hayattan sıyrılıp, kendimizle baş başa kaldığımızda geçiyor insanın içinden şimdi memlekette olsam diye... Bir bardak çayı Karadeniz'in kenarında içsem sevdamı anlatsam usul usul. O dinlese ben anlatsam ben ağlasam o beni sarıp sarmalasa...
Sonra Karadeniz denince onunla özdeşleşen büyük Karadeniz sevdalısı Kazım gelir aklıma. Acaba İstanbul'da en çok özlediği şey neydi derim Karadeniz'den başka. Gözyaşları artık engelleri yıkar... Oysa benim hala umudum var. Sağ oldukça gidip özlemini çektiğim sevdamı dünya gözüyle görebilirim. Ama o her hali Karadeniz dünya güzeli acaba ben senin kadar hakkınca sevebilir miyim? Elimden geleni yaparım ama senin yerin dolmaz... Candan aziz Karadeniz'im bu dünyanın kim bilir neresinde, nasıl bir gün elbette ölümü tadacağım. Ama bir vasiyetim var nerde ölürsem öleyim ben senin göğün altında olmak isterim. Ancak senin şefkatli göğsündür benim yerim...
|