Uzaktan sevdalandım karadenize... hoyrat bir fırtınaya tutulmuş haline coşkun ve hayat dolu bir türkü ve sanki bir düş gibi..orda var olmak ve derinden hissetmek... sarp kayaların,uçsuz bucaksız yemyeşil yaylaların,gürül gürül akan ırmakların denizi gibi hırçın cesur coşkulu özgür insanların dinmeyen yağmurların ülkesi Karadeniz... dolambaçlı,keskin virajlarından döne döne tırmanırken dahi,gideni kendine çeken sabırsızlandıran yeşilin binbir tonunu içinde barındıran cennet köşesi .Tıpkı bir masal gibi uzaktan sevdalandım


Rize... Gönlümün hemdemi, Sağanak yağmurların kenti... Hırçın Karadeniz"in en asi kıyısı Sen yüreğimin hiç bitiremediğim şarkısı... İçinden çıkan şaire kulak ver, Bak ki neler duyacaksın. Ağız dolusu haykırışlarıma Süt döken kedi gibi susacaksın. Sevdiğimin adını yazarken dağına,taşına Aldırış etmedin hüznüme,gözyaşıma. Her gelenin benden bin gittiği yerde, Bir ben kaldım yine seninle bir başıma.






serindir sulari - Blogcu

serindir sulari

Image Hosting by Picoodle.com

5/6/2009 - Görsel resım

                                 








          
                                                                                            
   






                                                          



  
                                                         
                                                       
 
                                                              



                                                                                                                        

      



                                                                                              



                                                                                             


Yorum (4) :: Yorum yaz!
:: Bağlantı

4/6/2009 - Bunları Unuttunuz mu?





KODUK SİZİ AĞIRA (Mısır Ayıklama)
Mısırı kabuğundan ayıklardık. Mısır ayıklamak için akşamları bütün komşular bir araya gelirdik. Bazen mısırların içinden kırmızı mısırlar çıkar, onlara "BEY" derdik. İki grup olurduk. En çok bey bulan grup diğer tarafı alt ederdi. Galip gelen taraf "KODUK SİZİ AĞIRA" diye hep birlikte bağırırdı, böylece işlerimizi oyun haline getirirdik. İş bittiğinde pişirilen kolivaları ve kabakları zevkle yerdik. Tadı hala damağında değil mi? Hani bazen de taze mısırlar çıkar onları paylaşır eve getirirdik, hatırlıyorsunuz hatırlıyorsunuz.

EĞRATLUK (İmece)
Harman zamanları vardı. Tarla kazmak, mısır fidelerini seyreklemek (fitra) yabancı otları temizlemek (çağan etmek) sizde yaptınız tabiki. Akşamdan eğratluk edeceklere haber verilirdi. Sabah namazının peşine tarlaya gidilirdi. Çalışırken maniler ve atma türküler atardık.
Haçan yayladan celdum benum atum toy idi
Aradum buldum oni suyun altina idi
Öğleye kadar çalışır. Güneş başımızın üzerine geldiğinde yemekler yerdik. Lahana mancasi, minci, yoğurt, mısır ekmeği.. birlikte yerdik. Yoğurtu ğopeçiye (kabakdan yapılan kap)kor, ağzınıda kutuni ile kaplardık.
Bir yıl kendine yetecek kadar mısırı olana ağa derdik. Ağanın mısır atla taşınır. Diğerlerimizde sırtla taşırdık. Harman temizlendikten sonra geriye kalan otları yığın yapardık. Ne derdik ona? Evet cevabınızı bekliyorum.

KARA KONCULA
Kara koncula, kışın en soğuk ve en çok kar yağan dönemidir. Bu mevsimde dışlarıda gezmenin tehlikesini telkin için bize şu hikeyeyi anlatırlardı.
Kara koncula korkunç bir canavardır. Yolda karşılaştığı insanları önce bir sınavdan geçirir. Sınavı geçenleri serbest  bırakırlardı. Sınavı kazanmak için bütün sorulara "Kara" ile başlayan cevap vermek gerekirdi. Şu sualleri sorardı:

- Benum adum Kara Koncula, senun adun nedur?
- Benum da adum Kara Ahmet.
- Nereden celursun?
- Karayerden
- Nereye cidersun?
- Kara yere
- Ne yemeğu yersun?
- Kara lahana
- Ne yemuş yersun?
- Kara yemuş
Sınav bu sorularla devam edermiş. Sınavı kazanırsan kurtulursun ve sana:
- Haydi culer cule der ve seni uğurlarmış, der sonra da bizle beraber evdeki büyükler, çocuklar birlikte birimiz Kara Koncula olur diğerimiz çocuk sorularla bu oyunu oynardık değil mi?

 

ÇAKAL DÜĞÜNÜ
Bizim çocukluğumuzda anlatılırdı. Dedelerimiz zamanında birini çakal ısırdığında 40 gün düğün yaparlarmış. Sebebide çakalın ısırdığını 40 gün uyanık tutmakmış. Kuduz çakal tarafından ısırılan kişi 40 gün uyanık tutulabilirse kudurmaktan kurtulurmuş. Çakal düğününüde şöyle yaparlarmıış: Köyün ortasında büyük bir ateş yakarlar, delikanlılar bu ateşin etrafında horon kurup oynarlarmış. Horona genç kızlarda katılırmış. Bu şekilde şenlik kurulup eğlenmeye "çakal düğünü" derlermiş.
Daha sonraları gençler bir araya toplanıp sebepsiz yere sırf eğlence olarak, yaptıkları bu tip eğlencelerede "çakal düğünü" demeye başlamışlar. 
Bazen çakallarda bu bağrışmalara karşılık veririmiş. Bu da şakalaşmalara neden olurmuş.

EV YAPANLARA HEDİYE
Eskiden ev yapanlara hediye getirirlerdi. Bu hediye evin bahçesine bir meyve ağacı dikmek şeklinde olurdu. Bazende değişik dokumalar hediye edilirdi. Ev tamamlanıp sıra çatı yapmaya gelince omuz ağaçları çakılır ve çatının tam tepesine beyaz bir çarşaf asılıdı. Usta keserini daha hızlı vurur ve bu vuruşların sesi ta uzaklardan duyurulurdu. Bu sesleri duyan ve çarşafı gören komşular bez cinsinden hediye götürür bunlar çatının bir ucundan diğer ucuna asılırdı. Çatı tamamlana kadar bunlar bunlar asılır, sonunda ustanın olurdu. 

 

 

CAMİ YEMEĞİ
Daha dün gibi. Bazı yerlerde hala devam ediyor olabilir.Cami hocasına her hane sıra ile yemek getirirdik. Öğle yemeği için giden yemekler akşamada giderdi. Genellikle hocaya  yemeğin en iyisini gönderiri, bir şey eksik etmemeye çalışırdık. Muhlama, pilav, yoğurt, baklava, ev makarnası, cığırta...
Hoca yemeği ile ilgili şöyle bir fıkra da vardı:

Oflu Hoca bir gün kabağın cennet meyvesi olduğundan ve kabak yemenin faziletlerinden bahseder. Bu vaazdan sonra hocaya hergün kabak yemeği gelmeye başlar. Hoca, kabak yemekten bıkar. Öğle kabak akşam kabak. Hoca, kabak yemekten  bıkar. O kadar bıukar ki birgün ezanı şöyle okur:
Eşhedü En Lailahe İllallah
Sabah kabak, akşam kabak bezdik ya resulallah
.......
Cemaat toplanıp hocaya gider. Derler ki: 
-Hoca sen ne yaptın, sen bize kabağın faziletinden bahsetrmedin mi? Bizim yaptığımızsana iyilik olsun diyedir. Hiç cennet taamından bıkılır mı? Sana kabak yemeği getirmekle hem sen, hem de biz sevap kazanıyorduk.
Hoca kendini şöyle savunur:
- Ola uşaklar? Kabak cennet tamamıdur deduk ama bu fakir fukara taamıdur. Hacı hoca yemeği değildur. Hoca yemeği hoşaf ile baklavadur.

 









KAPANDI GİTTİ ÇAĞI

Şaravaz, pepeçura, kastaniça kabağı
Sacayak, pelki, hosti, kapandı gitti çağı,
Kunci, minci, korkota, koloti unutuldi,
Malahtara, likmene hasret kaldı gazyağı.

Burma, mabeyin, darni, kot, tereteri, hopeçi,
Gerdel, lahmi, pulama, küpun ağzında peçi,
Çali, çupi, kutuni, davli ve kondaridan,
Şimdi bahsettuğumde güleyi bizum paçi.

Lağus, şokali, lobya, pafuli, perçem, andi,
Metuşi, sehter, çiten altındakiler yandi.
Zimbilaçi tikeni, kardaşi hamduspara,
Benum gibi fukara, sirgan yedi uyandi.

İşkemi, seke, konsol, evun temele taşı,
Çiçili, kolistavra, langonanun kardaşi,
Furnesi, tumurlisi, çumuşi, çilbur yerken,
Paluzenun yanında dururdi etmeğaşi.

Hurtuli ve şurtuli, muncur, sumsuk, zibidi,
Pifoli, koso, muşi, kurçeli bizum idi.
Pasmanika, lohtiko, zuzuli ve çimidi,
Fundukla fitrukayi acep hangimuz yedi.

Murmurisle mamuris uyuturdi bizleri,
Pumburi, şepidinun hala bende izleri.
Çilipuli ve puli, karatağuk, çişona,
Alemidiye donuk makoçinun gözleri.

Geçen zaman içinde, değişti bizdeki dil,
Şimdi bu sözcükleri, ister oku, ister sil.
Rizeli arkadaşum, anam, babam, kardaşum
Alem bilmezse bile, ne deduğumi sen bil.          




              

Yorum (3) :: Yorum yaz!
:: Bağlantı

2/6/2009 - Beni Karadeniz Çagirir

Kategori: şiirler


Image Hosted by ImageShack.us


Beni Karadeniz Çagirir
Beni karadeniz çagirir
An gelir ugultusunu duyarim
Rüzgarinin
An gelir kokusunu denizinin
Geceleri dalgalari oynasir
Düslerimde
Ve kudurup birdenbire 
O kar beyazi köpükleriyle
Üzerime saldirir
Beni karadeniz çagirir

Yillar oldu kapin çalmayali
Hosbes edip halin sormayali
Oturup da bir çayin içmeyeli
Yetisir gayri bu hasretligimiz
Çagirir beni karadeniz

Ormanlarinda gezsem yine
Ovalarinda yatsam yine
Denizlerinde yüzsem yine
Düneslerinde yansam yine
Sokaklarinda sürtsem yine
Yagmurlarinda yunsam yine
Düsündükçe içimdeki arzu
Çildirir
Beni karadeniz çagirir

Ege kiskanir gidisimi
Akdeniz darilir
Oysa beni karadeniz çagirir
Karadeniz çagirir beni .....






KARADENİZ
Ağaçların çiçeklerin
Irmakların nehirlerin
Karadeniz karadeniz
Karadeniz karadeniz

Sahillerin teknelerin
Kumsalların aşıkların
Karadeniz karadeniz
Karadeniz karadeniz

Umutlarım hayallerim
Hüzünlerim sevinçlerim
Karadeniz karadeniz
Karadeniz karadeniz
 
HEYAMOLA KARADENİZ HEYAMOLA

Karadeniz dalgalı-Karadeniz sevdalı
Kabardı mı yüreği
Kaçkarlar, Ilgazlar, Köroğlu Dağları
kafa tutmasalar bir
nasıl öpecek Akdenizi;
içilir edecek okyanusu...
İşte O Karadenizli
kabaran yüreğine aldı beni
tarihi şöyle bir gezdirdi...
Başka bir gemiyle Samsun'a indirdi
Ve
Sizlere ATATÜRK'ün selamını gönderdi...
Bir ucunda Atabarıyla kucaklaşan Artvinlim,
Bir ucunda Köroğlu'nu destanlaştıran yiğitlerim
Heyamola Karadeniz, Oyy Karadeniz, Karadenizlim !
Alın teri, grizu, duman ve ölüm
Kutsal emeği kara elmasla yoğuran
yeraltı aslanlarına
bir değil, bin defa selam !
Karadeniz dalgalı-Karadeniz sevdalı
Kabaran yüreğinde, destanlaşan bir tarih saklı...
Ilgazları dinledim zirvesinde
Öyle yanıktı ki Çanakkale Türküsü.
Kağnılar...silahlar... analar çocuklarla
Şerife Bacı bir adım daha yakındı Afyon'a
İnebolu- Çankırı yolunda !
Dadaylı Halit Çavuş gülerek el sallıyordu
Boğaza gömülen İngiliz Zırhlısına.
Sende efe destanın yazdın SEPETÇOĞLUM
Volkanı saklı dağ gibisin
Kastamonum- Kastamonulum ...
Haksızlığa bir ibret Sinop'un damı,
eşkıya dünyaya hükümdar olmaz,
bir dere ki oy be oyy Memed' in sevdası durmaz !

ya Hekimoğlu... ya Hekimoğlu' na dayanır mı yürek
Çarşamba'yı yine sele aldırdın felek....
Fındık deren nazik eller... Maçka'nın yaşlı gözleri,
Çayeli'nde hamali olunacak güzeller,
Dursun, Temel, Fadime... Sen yok musun Ofli sen
hepiniz bir can, hepiniz bir güzel...
Karadeniz'de dalga... Karadeniz'de sevda
Heyamola Karadeniz HEYAMOLA
Karadeniz dalgalı- Karadeniz sevdalı,
Başım gözüm üstüne selamları...
Türkülerde nağme, kemençede yay
bağlamada teldir,
Yemin ederim size
Her Karadenizli
Bir MUSTAFA KEMAL'dir !...




HIRÇIN KARADENİZ...
Serin rüzgar eser dağlarında
Sahilinde ovanda karlı dağında
Yaşamak bir hazdır bağrında
Yeşiliyle, mavisiyle, doğasıyla
Tabiattır Karadeniz.

Kuzuların melemesi rüzgarın ıslığı
Bir musikidir yaylanda
Dağların ucu gökyüzüne ulaşmış
Maziyi hatırlarım baktığımda.

Fındığını toplarım dağında
çayını toplarım yağmurunda
Hasretimde toprağında
Bir özlemsin Karadeniz.

Fındığın kabuğunu çıkarırım
çıkarırken aşkla bir şarkı tüttürürüm
"Oy dağlarım dağlarım
Duman geçmez başından
Mektuplarım ıslandı gözlerimin yaşından"

Ormanın yeşilin
İnsanın içine akan bir şelaledir sanki;
Sen toprağın kökü
Vatanımın özüsün
Irmağından akan serin sularda.

Kızgın dalgalar kıyıya çarpar
Denizde ağlara balıklar takar
Sinemde kapanması zor yaralar açar
Sen benim yüreğimde
Harikalar diyarısın KARADENİZ.

Yorum (3) :: Yorum yaz!
:: Bağlantı

30/5/2009 - ÖRF-ADET-GELENEK-GÖRENEKLERİ





ÖRF-ADET-GELENEK-GÖRENEKLERİ

EVLENME
Evlilikler yakın çevreden yapılır, yakın çevrede kız yoksa dışarı çıkılırdı. Gelinlik kız komşu, akraba ve aile büyüklerince yapılırdı. Her ne kadar erkeğin görüşü alınsada son söz aile büyüklerindi
Beşik kertme vardı. Ancak bu doğuda olduğu kadar zorlayıcı olmayıp, çocuklar büyüyünce evleme zorunluğu taşımazlardı. Kız arama da elçi denilen insanlar devreye girerdi.

Kız seçimine çok önem verilirdi. Kızın soyu sopu araştırılırdı. Kız tarafıda erkeğin soyu sopunu araştırır, uygunsa verirdi. Kızın erkeğe gönüllü olması ve kaçma işini beraber planladıkları durumlarda olay fazla büyütülmez, zamanla örtbas edilirdi. Sevenlerin kavuşamama durumunda maraz denen ruh hastalıkları olurdu. Kız istenmeden önce ondan büyük kız olup olmadığı araştırılırdı. Böyle bir durum varsa kız istenmez, istense de büyük kız varken ufak kız verilmezdi. Kızın bir başkasına sevdalı olup olmadığına bakılrdı. Kız daha istenmeden, yani iş resmiyete dökülmeden elçiler sayesinde iş halledilmiş olurdu.
Kız istenmeye gidilirken karşı taraf haberdar edilir, hazırlıklı olmaları sağlanırdı. Erkek tarafı karşılanır ağırlanır. Bir müddet ordan buradan konuşuldukjtan sonra asıl konuya girilirdi. "Allah'un izniyle, Peyganberun kavliyle kizinuzi oğlumuz Temel'e istiyiruk" denirdi. Kız tarafı kendini naza çeker, cevap vermek istemez, çay kahve, yemek ikram edip konuyu dağıtmaya çalışırdı. Erke tarafı da israr eder "Kızı vermezseniz ne yemeğinizi yeriz nede kahvenizi içeriz" derdi. Hayli mücadele sonunda istekler sıralanır, kabul edilince de kız verilirdi. Kız istendiğinde verilirdi. Çünkü söz önceden alınır ve kararlaştırılmış olurdu. Söz alınmadan kız istendiğinde, istenmedik olaylar olabilirdi. Erkek tarafı soğuk karşılanır. Mazeretler uydurulur. Bazen de kız görücüye çıkmazdı. Kız tarafı erkek tarfının karşılayabileceği kadar başlık parası isterdi. Bu kıza harcanırdı. Ayrıca kıza alınacak eşya ve altın tesbit edilirdi.

Ara kesildikten sonra (kızın sözünün alınması) olay hemen duyurulurdu. Bu da erkek tarfının dılaru da hava ya kurşun sıkmasıyla olurdu. Peşinden yemek yenir. Düğün günü belirlenir, ayrıntılar konuşulurdu.
Ara kesilirken kız tarfına verilen sözler düğnden önce yerine getirilirdi. Bir alış veriş günü tesbit edilirdi. Genellikle Çarşamba günü olurdu. Her iki tarfta birinci derece yakınlar olurdu.

Takılardan genellikle çok eskiden dilme fes, beşli, daha sonraları zincir, bilezik, küpe, yüzük, saat, alyans, iğne gibi altın eşyalar alınırdı. Daha sonra söz verilen giyim kuşam ve yerleşimle ilgili diğer eşyalar alınırdı.

Alınan eşyalar önce kız evine gönderilir, kızın kendi hazırladığı eşyalarla birlikte sergilenirdi. Bu olaya "Bohça Açıldı" denirdi. Perşembe'den Cumartesiye kadar açık kalır isteyen gelir bakardı.

Eşyalar evden çıkarken, kızın erkek kardeşi yoksa bir yakını kapıyı keser ya da sanduğa otururdu. Kapı erkek tarafının bir miktar para vermesiyle açılırdı. Cumartesi erkek evine getirilen eşyalar kız tarafınca yerleştirilirdi. Kına gecesi Cumartesi olup her iki taraftada yapılırdı. Misafirler horon eder, oynar, toplu halde kurşun sıkılırdı. O gecede geline kına yakılır. Başka isteyenlerde var ise onlarda kına yakardı. Bazen geline yakma işlemi Pazar sabahına bıraklıdığı da olurdu. Erkek tarafı kına gecesinde şeker, fındık türü yiyecekler gönderirdi. Pazar sabahı erkek tarafı kalabalık bir halde kızı almaya giderdi. "Duğunci" denen bu grup yol boyunca sık sık silah sıkardı. Bunu duyan kız tarafı da karşılık verirdi.

Gelini evden genellikte damadın babası veya ağabeyi çıkarırdı. Bu arada kapı kesilir bahşiş istenirdi. Yol boyunca yer yer yol kesildiği olurdu. Geli evden çıkarken kurşun sesleri ortalığı yıkardı.Bazı evlerdede ilahiler okunurdu . Yol yakınsa gelin yaya, uzaksa at ile getirilirdi. Gelinin evinden gelenlere ikram edilen lokumu damada ulaştıran ödüllendirilirdi. Bu kimseye "müjdeci" denirdi. Müjdeciye ya para ya da bir tepsi baklava verilirdi. Kız ve erkek tarafıı birlikte kurşun ata ata gelinle birlikte erkek evine gelirdi. Bu gruba "alay" denirdi. Kız ağlarsa, "Hem ağlıyalum, hem gidelum" denirdi. Kız eve girmeden önce tatlı dilli olsun diye, elini bala tutturup sağ parmaklarıyla kapının başına sürerlerdi. Zengin olsun diye başına bez koyup para dökerlerdi. Kız tarfından birileri gelini içeri sokmaz.Bir şeyler isterdi. Buna "kapılık istemek" derlerdi.
Gelin odasına götürülür, oturtulur, yanında genellikle ablası veya yengesi bulunurdu. Bazen de o mahalede yeni gelin olmuş birisi de olabilirdi. Düğün akşama kadar devam ederdi. Bu arada sıksaray, sallama, atlama, titreme gibi horonlar yapılırdı. Horonlar genellikle erkek erkeğe, kadın kadına oynanırdı. Erkekler daha çok evin dışında veya avluda, kadınlar ise evin içinde bir yerde oynarlardı. Erkekler kızlar bir arda oynadığında kadınlar veya kızların kollarına ancak yakınları girebilirdi. Horonlar kaval, tulum, akordiyon, mozika (mızıka) nadir olarak zurna ve daha çok kemençe eşliğinde oynanırdı.

Çoğu zeminde şairle atma türkülerle horona ayrı bir renk katarlardı. Bu arada erkek anaları da boş durmaz. Sağa sola göz gezdirir. Bir kız ararlardı. Yakın komşuların yardımıyla misafirlere yemek verilirdi. Bu arada bazıları bahşiş almak için yemeği engellerdi. Buna "sofra bağlama" denirdi. Hava kararamadan düğün alayı dağılır fakat kız tarafından bir kaç kişi bir müddet daha beklerdi. Gerdeğe girilmeden eğer önceden kıyılmadıysa " hoca nikahı" yapılırdı. Ev gerdeğe gireceklere bırakılır. Bir günlüğüne ev sakinleri komşulara kalırdı. Pazartesi günü gelin erken kalkar ve ev işlerine konulurdu. Sözde uğursuzluk getirmesin diye geline bir hafta süpürge tutturulmazdı. Bugün aynı zamanda kız ve erkek tarafının birbirine bohça içersinde hediye verdiği gündür. Bu olaya "bohça çıktı" denirdi. Düğünden bir hafta sonra "yedi" olurdu. Yedi, kızın damatla babasının evine gitmesiydi. Damat'a bu arada bazen ağra kaçan şakalar yapılırdı. Bu şakalrdan korunmak için damadın yanında korumaları olurdu. Damat sofraya oturduğunda sofra arkadaşları tarafından bağlanır. Kaynana sofranın açılması ve damadın yemek yemesi için bahşiş verirdi. Yedididen birkaç gün sonra da kız tarafı erkek tarafınca devet edilirdi.

DOĞUM
Evlililiğin ilk devrelerinde gelinin hamile kalması istenirdi. Hamile kalmaması durumunda telaş düşülür, hata varsa bunun gelinden kaynaklandığı düşünülürdü. Hamile kalınması için okutma dahil her çareye başvurulurdu. Birkaç sene içinde eğer gelin hamile kalmazsa, anlaşılarak ya boşatılır, ya da üzerine kuma alınırdı. Eğer hamil kalmışsa, oturmasına, kalkmasına, yemesine, içmesine kadar dikkat edilir, bu arada bir çok batıl yöntem de uygulanırdı. Doğum zamanı köy ebesi çağrılırdı. Bebeğin çıpa'sını (göbek bağı) ebesi veya iyi huylu birisinin kesmesi istenirdi. İlk doğan sebinin erkek olması istenirdi. Şimdi de öyle ya. Çocuk doğar doğmaz sağ kulağına ezan ve sol kulağına kamet okunurdu. Doğum yapan anne kırk gün lohusa kalırdı. Çocuğa genellikle büyüklerin ismi verilirdi. Daha çok ölen nine, dede veya yakın tarihte ölmüş birinin ismi verilmesi halen devam etmektedir. Çocuk kısa bir süre kundakta kalır. Sonra beşiğe alınırdı. Nazarlanmasın diye çocuk uzun süre yabancılara gösterilmezdi.Gösterileceği zaman nazarlık takılır, yüzüne kara sürülürdü. Anne sütü olduğu müddetçe emzirilir. Sütten kesildikten sonra inek sütü verilirdi. Anne sütü yoksa, ilk zamanlarda, süt anne aranırdı. Yakın çevreden herkes çocuğu emzirir ona süt anne olurdu. Süt annelik yaygın bir uygulama olup yer yer hala devam etmektedir.

Süt çocuk, süt kardeşi ve ondan sonra doğacak çocuklarla "süt aşağı akar" diye evlendirilmezdi. Kız ergenlik dönemine kadar çember, daha sonra da keşan bağlardı. Erkek çocuklar ergenlik dönemine kadar mendil, yağluk, daha sonra da başlık ve abaniye bağlardı. Doğumdan sonra kızın annesi tarafından peşuk alayı yapılırdı. Alay ekek evinde olurdu. Alaya kızın ailesi ve yakınları katılırdı.Çocuk kız ise kırmızı, erkek ise mavi beşik hediye edilirdi. Bu olay sadece ilk çocuk için yapılırdı. Diğer çocuklar bu beşikle büyütülürdü. Alaya katılanlar eşya ve hediye veririlerdi. Kundağa konulmuş paralar ise çocuğu yıkayan ebeye hediye edilirdi. Ebeler çoğu zaman bu parayı almaz çocuğa bırakırdı.

ÖLÜM
Cenaze törenlerini hocalar yönlendirir. Eğer durum ağırlaşmış ve yapılacak bir şey kalmamışsa, hoca çağrılır, son nefeste Kur'an ile gitmesi sağlanırdı. Ölüm yaşlılar için doğal karşılanır, çocuk ve genç ölümleri derin iz bırakırdı.Bu gibi durumlarda halen devam eden ölünün arkasından destan yazma geleneği vardır. Ölen kimsenin ağzının açık kalmaması için bir bez parçasıyla ağzı bağlanır.Üzerine şimemesi için bir bıçak konur. Ölüm olayı yakın köylere sela, uzaklara telefon veya telgrafla bildirilir.

Cenaze genelde, ertesi gün gömülür. Bundan maksat uzakta olan yakınlarun gelebilmesi içindir. Genellikle öğle namazı sonrası, yakınların yetişememe durumunda ikindi namazından sonra defin işlemi olur. Ölüye dargın olanlar dahi cenaze törenine katılır. Ölünün başında ağıt yakılır. Ağıtlarda sınır olmaz. Ölenin ardından iyiliklerinden, yaşadıklarından gelişigüzel sesli olarak bahsedilir. Bunu kadınlar çoğunlukla yapar. Komşular devreye girer, ölü sahiplerini teselli ederken geleni gideni ağırlar, uzaktan gelenlere yemek veririler. Ölünün hazırlanması, cenaze önce ve sonrası işlele hep komşular uğraşır.

Yıkanıp tabutla musllaya konan mevtanın yüzüne isteyen bakabilir. Cenaze namazına tabut omuzda götürülür. Her ailenin kendine ait mezarlığı olduğu gibi köyün ortak mezarlığıda vardır.

Ceset özenle hazırlanan mezara tabutla veya kefenle konur. Ceset gömülürken Kur'an okunur. Cenazeye gelen çocuklara bisküvi, şeker, fakirlere ve ihtiyacı olanlara havlu, namazgah, Kur'an-ı Kerim, dini bilgiler ve para verilirdi. Bazı yerlerde ölenin günahlarını affı için devir denilen dini bir tören yapılırdı.
Defin akşamı ölü evinde Kur'an okunur. Bazı yerlerde de ölünün yıkanmasından gömülmesine kadar ki süre de hatim yaptırılır. Belli aralıklarda mevlit okutulur. Ölü yakınları uzun süre yalnız bırakılmaz, ziyaret edilir.

Rize ve çevresinde birçok medeniyet ve devletler gelip geçmiştir. Fakat Rize'nin Türkler tarafından fethinden sonra, diğer medeniyetler târihin seyri içerisinde unutulmuş ve bu bölge tamâmen Türk-İslâm kültürüyle yoğrulmuş ve üstünlük sağlamıştır.

YÖRESEL YEMEKLER:
Rize'nin en sevilen sebzesi kara lahanadır. Ayrıca mısır ekmeği, otuzdan fazla yemeği yapılan hamsi, koz kaldıran, kaymaktan yapılan hoşmeri başlıca mahallî yemekleridir. Bölgeye özgü yemeklerden biride muhlamadır; mısır unu, tereyağı ve koloti peynirinden yapılan muhlama yöre sofrasının baş yemeğidir.

Bunlardan başka bölgeye özgü bir sebze olan karalahanadan üretilen yemekler vardır; lahanadan açık sarma, çohala, guli çorbası, helle çorbası, husli çorbası, lahana dolması, lahana ezmesi, lahana haşlaması, lahana rağtikosu, lahana sarması, lahana yemeği, princili lahana, sarma, vurma lahana gibi toplam 18 türlü yemek yapılır.

Bölgede yetişen fasulye, kabak ve arap kapağı, patlıcan, domates ve pırasadan sebze yemekleri; bu sebzelerden ayrıca pazı, salatalık, şalgam ve tomarıdan turşu yapılır.

Hayvanların etinden çoban kavurması, kıkırdak, et yahnisi, et yemeği, kavurma; sütünden yoğurt, süzme yoğurt, carmi (bir çeşit peynir) kurç (bir çeşit peynir). Minci, koloti peynir (şekli yuvarlaktır; ortası yumuşak, kenarları serttir) gibi gıda maddeleri; kıymak, mezus, minci kurusu, minci yemeği, portihala (loğusa ineğin sütünden üretilen bir çeşit tatlı) yapılır.

YÖRESEL GİYİM:
Kadınların başlarında genel olarak sâde ve çiçek desenli örtüler vardır. Uzun entari giyilir. Entari üzerine peştemal bağlanır. Peştemal ise umûmiyetle kahverengi, kırmızı ve siyah renktedir. Bele kalın bir kuşak sarılır. Ayağa renkli yün çorap giyilir. Başlarına keşan adı verilen bir örtü örterler.

Erkeklerin başlarında kara şayaktan yapılmış bir başlık vardır. Bu başlık ortası oyuk bir sargı biçimindedir. Yandan sarkan kolları ile bağlanarak başa sarılır. Gövdeye kolsuz ve yakası aşağı doğru uzanan yelek, bunun altında işlik denilen gömlek giyilir. Pantolonun yerini "zıpka" alır. Bu arkası körüklü, paçaları dar bir pantolon çeşididir. Ayağa "sabuk" denilen bir çizme giyilir.

HALK OYUNLARI VE FOLKLOR:
Halk oyunları ve müziği Doğu Karadeniz bölgesinin özelliklerini taşır. Folklor, halk müziği ve halk oyunlarında Kafkas ülkelerinin tesiri görülür. Başta gelen oyunları ise "horon" olup, bunların meşhurları"hemşin horonu, Rize titremesi, iki ayak, sıçrayarak ve sallama"dır. Horon kelimesi "horom"dan gelir. Bu ise mısır tarlalarındaki yığınlara verilen isimdir.

NELERİ İLE ÜNLÜ:
Çay Bahçeleri, Kaçkar Dağları, Ayder ve Çamlıhemşin Yaylaları, Anzer Balı, Zilkale ve Buzul Gölleri, Elevit Şelalesi, Palovit Yaylası, Fırtına Deresi Vadisi, Rize Kalesi, Rize Bezi

İL İSMİ NEREDEN GELİYOR?
Kafkas kökenli bir kelime olduğu sanılmaktadır.




Yorum (0) :: Yorum yaz!
:: Bağlantı

29/5/2009 - SEVDALI DAĞLAR

Kategori: şiirler



SEVDALI DAĞLAR

Lamgo’dan Melezkür’den çingit’ten çıktım yola

Ovaklı’da dinlendim bir süre verdim mola

Oturup Tomaslı’dan seyrettim Pogina’yı

Nerdesin Cevat Kamber Nerdesin Şükrü dayı

Doğu Karadeniz’de güzel bir gündü yazdan

Güneşli bir havada geçtim Kanlıboğaz’dan

Neden Kanlı boğaz’dı bu güzel yerin adı

İbran Osman’dan başka bir anlatan olmadı

Yokuş artık bitmişti düzlüğe vardı yolum

Mor orman gülleriyle döşeli sağım solum

Çok sürmedi baktım ki Yukarıviçe’deyim

Altımda Çamlıhemşin bense bir yücedeyim

Bir dağın doruğunda asılı Mikronkavak

Aşağıda Fırtına akıyor çağlayarak

Köyler dik yamaçlarda serpilmiş nokta nokta

Çinçiva, Mollaveyis, Mecnun, Meydan, Amokta

Yaratan yaratılan kucak kucak iç içe

Bakmakla doyamadı gözlerim Makroviç’e

Sağ kıyıda kuşuva karşı tepede Habak

Ey Hemşin Tümünle süzül de gönlüme ak

Yüreğim coşkusundan duramıyor yerinde

Uçuyormuş gibiyim Pokut’un üzerinde

Bir gereksinmem yoktu petrol denen yakıta

Geçtim kanat vurarak Sal ile Amlakıt’a

Yamaçlarda sürüler çevirmişti önümü

Ben güneyden kuzeye aktarmıştım yönümü

Aşağı Şimşirlik’ten vurdum Tarderesi’ne

Gidiyordum Ayder’den Kaçkarlar yöresine

Nereye gideceksin bir şey gelir mi elden

Güçlükle izin aldım muhtar Koca Temel’den

Gül yüzlü bir ninenin ayran içip tasından

Çıktım Bulutdağı’na Abuçor yaylasından

Çırpıp kanatlarımı üzerinde karların

Geçtim eteklerinden süzülüp Kaçkarlar’ın

Değerlendirmek için güncel dinlencemizi

Kavron’da çobanlarla paylaştık gecemizi

İki pag’ın önünde büyük bir ateş yaktık

Yayla insanlarının keyfine değme artık

Yemek vakti gelmişti sofra kuruldu düze

Çeşit çeşit yemekler yığıldı önümüze

Önce dillere destan Hemşin’in muhlaması

Taze tereyağında alabalık tavası

Tulumcu başı fazla direnmedi nazında

Gençler el ele verdi yaylanın ayazında

Kollar inip kalkıyor bacaklar kıvranıyor

Tabanca sesleriyle bütün vadi yanıyor

Ben tırmandım yokuşa henüz gün ağarmadan

Palovit’e varmıştım on ikiye varmadan

Oturup Kertelik’in bir ayranını içtim

Sonra dere boyundan Hapivanak’a geçtim

Tirevit’ten göründü Elevit’in çamları

İstiyorum bitmesin bu yayla akşamları

Başlamıştı burada vartivar şenlikleri

Kızlar delikanlılar bir ileri bir geri

Renk renk giysilerin hepsi ayrı biçimde

Horon oynuyorlardı sevi coşku içinde

Bir tarafta kadehler bir tarafta oyunlar

Ve ocakta nar gibi çevrilen koyunlar

Çekinenleri yoktu ne paradan ne puldan

Koşup geliyorlardı İzmir’den İstanbul’dan

Hemşin’in övgüsü bu Hemşin’in benliği bu

Hemşinli’nin yılda bir en büyük şenliği bu

Mustafa şiş tulumu kollar yay bacaklar yay

Dik oyna Burhan coşkun bozma horonu Günday

Ben çantamı sırtladım yolcu yolunda gerek

Ayrıldım Elevit’ten içim istemeyerek

Kazım İncearab’ı gönülden anaraktan

Bir tutam çiçek derip geçtim Haçivanak’tan

Gün boyunca yürüyüp koca bir dağı aştım

Henüz akşam olmadan Davalı’ya ulaştım

Bitmemişti davası dağ kimin yayla kimin

Bekliyordu sorunlar dosyasında hâkimin

Her yer su her yer çiçek bu yayla başka yayla

İnsanoğlu burada gelmez mi aşka yayla

Gözüm uyku tutmadı gece olmuştu yarı

Ninni söylüyorlardı şimdi dağ tavukları

Tarih gömülmüş gibi kocaman bir çukura

Baktım gözlerim nemli oradan Hodoçur’a

Görkemli taş konaklar kocaman taş direkler

Bunca yıllardan beri bir onarıcı bekler

Ellerim şakağımda düşündüm derin derin

Bu topraklar uğruna can veren şehitlerin

Yüreğim burkularak kapıldım da yasına

Saygı ile eğildim aziz hatırasına

Çekilen dut rakısı buğu buğu küllüğü

Tüm anılarımızın geçmişe gömüldüğü

Acısı tatlısıyla geçen bütün anların

Sade bir ismi kaldı Çalmaşur Kenanların

Sularla çevrilmiş yörenin dört bucağı

Mührünü vurmuş gibi altıda Cicebağı

Maşatlığı yıkılmış koca kilisesiyle

Bir şeyler anlatıyor tarihin gür sesiyle

Burada dil suskundur doğa seslenir ruha

Hem dinledim hem gittim iniverdim Çoruh’a

Çoruh kışın durudur yazın bulanık akar

Bu boşa akan suya insan hayretle bakar

Alır götürür seller bahçemiz bağımızı

Taşır Karadeniz’e bunca toprağımızı

Bu şahlanan sulara bir dizgin vur diyen yok

Düşmana dur dedik te Çoruh’a dur diyen yok

Alıp nasibimizi yaz günü taze duttan

Sıcak bir öğle vakti geçiverdim Hunut’tan

Sonunda bu günleri biz bekleye bekleye

Başyayla’nın üstünden dolaştım Çiçekli’ye

Göğsümü yaslayarak yaylanın karlarına

Çevirdik yolumuzu Tatos’un dağlarına

Gölde âşık Kerem’in dinledim de sazını

Sisler içinde aştım Ortaköy boğazını

Sürüler yamaçlarda nerdesin Bozo İsmet

İneceğiz Pag’lara eğer olursa kısmet

Gönlüm yanıt verirken kuzuların sesine

Bir selam verip geçtim Verçenik tepesine

O gece Bozoğlu’nun Pag’ında konakladım

Özlemini çektiğim dağlarımı kokladım

Bu tertemiz havayı süzüp ciğerlerimden

Cimil’e gidiyordum Çermeşk’in üzerinden

Patika yolu ama bu yol bambaşka bir yol

İleride göründü Karagöl Aşağıgöl

Karadeniz türküsü gölde alabalıklar

Yeniden tazelendi içimde sevdalıklar

Düzleri tepeleri böylece aşa aşa

Tahpur’un üzerinden çıkıverdim Baldaş’a

Kalmadı yüreğimde ne keder nede bir gam

Senoz’un üzerinde göründü Mağribodam

Sisler içinde idi Cimil’e vardığımda

Parça parça olmuştu çarığım ayağımda

Cimil üç pare köydü ben Başköy’e inmiştim

Bu ilk kez gelişimdi oldukça sevinmiştim

Yatacak yer aradım kimliğimi sordular

Burada konuk evi var ama diyordular

Orada vali vekil gibiler kalıyordu

Dediler bu fukara acep ne arıyordu

Ne vali ne vekildim sade biriydim halktan

Öyleyse nasibin yok dediler bu konaktan

Kahvede muhtarla halk bir fiskos çevirdiler

Bu akşam kal diyerek camiyi gösterdiler

Dizimi ayağımı taşlara vura vura

Camide kalmaktansa yol aldım Salaçur’a

Sisler çekiliverdi ben yola koyulunca

Bu ayrıcalıkları düşündüm yol boyunca

Dökülmüştü önüne saçlarının akları

Sonradan işittim ki yanmıştı konakları

Salaçur üç mahalle Kahmut, Kalnus, Kalgunsu

İspir’in kaderi bu çırılçıplak örtüsü

Yanmış kavrulmuş vadi güneşinden selinden

Başta Devlet Babamız bir tutan yok elinden

Sıcak bir el beklerken devlet denen babadan

Görmedi başkasını tahsildar jandarmadan

Kimi vergiye gelir kimi asker almağa

Bu kavrulmuş yüzler küsmüşler yaşamağa

Daha tıkamak için doymayan boğazını

Hacı denen bir kişi kesmiş dere ağzını

Halk bahçede topluyor kurutacak dutunu

Bu dutlara bağlamış tüm yaşam umudunu

Sorunları bırakıp gelecek kuşaklara

Çırnaçur’dan yukarı gene vurdum dağlara

Güzin dağlar başkadır insana hüzün verir

Ruh kanatlanır uçar kişide madde erir

Keklikler sürü sürü yamaçlarda dolaşır

Yaban keçileriyle tekeler sevdalaşır

Mezralarda kurumuş otlarda yaşam kokar

Terk edilmiş yaylada keder kokar gam kokar

Tutuşur boz kayalar günün son ışığıyla

Hayal bir çoban kızı buluşur aşığıyla

Kız uzat elini der uzatır yaklaşamaz

Kız gel koklaşalım der yaklaşır koklaşamaz

Duyulur gibi olur ta ötelerden bir ses

Kesilir âşık için o anda soluk nefes

Ne koyun melemesi ne kuzu melemesi

Tür-i Sina’ya çıkar duyabilen bu sesi

Bunun yüceliğini ne sen ne de ben bilir

Yuvasından ayrılıp yollara düşen bilir

Bir an sarsılıverdim içim karma karışık

Acaba ben mi idim demin gördüğüm âşık

O gece bir kayanın koltuğunda uyudum

Doğayı içerime sindirdim yudum yudum

Pag’larda ve kop’larda günlerce yata yata

Varoş’un üzerinden sonunda indim Çat’a

Ben ne Kara Reşid’im ne de Kâhya Salih’im

Yalınız onlar kadar bu yere sevdalıyım

İki dere çatışır adlandırır bu yeri

Biri Hemşin’den gelir Ecevit’ten diğeri

Burada bir bina var ne Hilton’dur ne Divan

Dağların arasında görkemsiz garip bir han

Dışarıda sıra sıra bağlı katırlar atlar

İçerde konuksever güler yüzlü Mafratlar

Buranın yazı kadar kışında sefası var

Tutuşan bir sobası bir de Mustafa’sı var

ÇOMOĞLU gene Çat’ta nerdesin Rıza dayı

Sen Vanksi’de sefa sür tarlayı yedi ayı

Çektin yaşam boyunca acısını cefanın

Ne faydasını gördün Nihat’ın Mustafa’nın

Yazıldın gönüllere sevginle hatırınla

Büstünü dikeceğiz koprinle katırınla

Karşıda Kito, Karap göz ucuyla dolaştım

Ve bu anda sevdalı dağlarla vedalaştım

Ey Hemşinli, gelecek çağların çocukları

Merhabalar sevdalı dağların çocukları

Uzakta kalsak bile bir iki kelam size

Elevit’ten, Kale’den, Ayder’den selam size

Servet ÇOMOĞLU




GURBETTE ÇAYELİ


Şimdi gurbette değil sanki Çayeli’ndeyim,
Çıha’nın eşliğinde KUSPA’nın belindeyim,
Nav bir Hemşin havası çalıyor yanık yanık,
Bugün dağlar dumansız, bugün ruhlar uyanık.
Kıyıda çarşaf gibi serili Karadeniz,
Ey Çayeli, taşınla toprağınla sendeniz…
Bakma böyle yıllarca ayrı kaşışımıza,
Bir kader çizgisi bu yazılmış başımıza.
Para derdi, pul derdi, aş derdi, ilim derdi,
Bizi çok küçük yaşta gurbete itiverdi.
Dolaştık deniz deniz yedi iklim dört bucak,
Arkada kalanlara yaş döktük kucak kucak.
Kimimiz kaptan oldu, miço oldu kimimiz,
Bazen de seferinden hiç dönmedi gemimiz.
Bazı gün yelken açtık İsveç sahillerine,
Sarışın dilberlerin kapılıp ellerine.
Dansettik güvertede gece sabahlara dek,
Sandık bu yerler cennet, sandık bunlar bir melek.
Yeşil gözlü çay kızı kıskanıp halimize,
Artık tahammülüm yok , gel dedi de bize.
Bu özlemle köpürdük, bu sevda ile taştık,
Sana kavuşmak için deryalar dağlar aştık….
Bu hal hepimizi için gerçek bir yaşam mıydı ?
Nerde bu güzel dağlar bu yemyeşil tepeler,
Kulaklarında çaydan zümrütlenmiş tepeler.
Başında duvak gibi duruyor LAZLAKAR’ım,
Çal Çıha Mehmet’im çal, tazelensin efkarım.
Şurada Liman Köyü nazlı bir gelin gibi,
Var mıdır hiçbir yerde şu Kuspa belin gibi.
Seni seyrediyorum buradan baştan başa,
Sağ yanımda Kesmetaş, karşımda Kaptanpaşa…
Değer bir adım atsan Aşıklar’a ayağın,
Dumanı tüter gibi burnumda Yanıkdağ’ın.
İşte ÇATAKLIHOCA , işte Sırt, işte Yamaç,
Durma yabancı gibi ne olur koynunu aç.
Yıllardır uzaklarda adını sayıkladım,
Seni yüreciğimin ta içinde sakladım.
Ardından Kerem gibi dolaştım yana yana,
Orada seni gördüm, baktımsa hangi yana.
Kah bir çınar altında uzanıp serinledim,
Kah Yalıkahvesi’nde Fenerci’yi dinledim.
Harman gecelerinde mısır olup kaynadım,
Çimenli düzlerinde met, değenek oynadım.
Canlandı anılarım içimde birer birer,
O düğün sofraların o kocaman siniler.
Ve bir yığın insanın salladığı kaşıklar,
Sonra ocak başında karşılaşan aşıklar.
Nerdesin Mamuloğlu, nerdesin Hasan dayı ?
Şimdi kim çevirecek o gizemli kaydayı…
Hadi Çomoğlu Ömer, donat kadıbağını,
Döksün delikanlılar binanın saçağını.
"Şevkiye Hala" sana cevap versin bölmeden,
O tatlı şakalarla kırılalım gülmeden.


SERVET ÇOMOĞLU- SEVDALI DAĞLAR









Yorum (3) :: Yorum yaz!
:: Bağlantı

28/5/2009 - Rize hikayeleri

Sis üzerine Kayık Sürmek

Çohçer İkizderenin en yüksek köyüdür. Sis köyün altına kadar geliyor ve görünüşü aynen bir denizi andınyor. Köylüler deniz bizim köye geldi diyerek bir kayık yapıp siste yüzdürmeyi düşünmüşler. Beraberce birkayık yaparak denizin köye gelmesini beklemişler. Koyu sis gelip, köye kadar dayanınca, kayığı Sivrikayanın başından denize salmışlar. Kayık da kayığa binenler de düşüp parçalanmış.
İşte türküsü:
Çohçerliler tarlaya, tuzu ekti bitirdi. Sivri kaya üstüne kayık etti yürüttü.
Not: İkizdere'de söylenen bu fıkralar Türkiye'nin her yerinde binlerce köy için anlatılmaktadır. Genellikle dağ köyleri için söylenir.



Pilav Dağı Efsanesi

Haremtepe Köyü'nün Madenli'ye bakan tarafında yüksek bir dağ vardır: Pilav Dağı.

Efsaneye göre Istanbul Boğazı açılmadan önce çevre deniz­le kaplı imiş. Sular Büyükdere yönünden Haremtepe eteklerine kadar gider, yerden 150 metre kadar yükseklerde bulunan kaya­lara çıkarmış. O zamanlarda gemiler buralara gelir, Palamar adı verilen kayalıklardaki demir halkalara bağlanırmış. Istanbul Boğazı açılınca sular çekilmiş, demir halkalar da görünmez olmuş. Bu halkaların bulunduğu yerde Kataraklı ya da Katarahlı Deresi'nin yatağı varmış. (1)

Palamar Kayası'nda demir halka bulunup bulunmadığı hususunda çeşitli rivayetler anlatılır. Bu konuda Rıdvan Bay­raktar şöyle diyordu:

- Pilav Dağı'na çıkardım, atmaca tutardım, denizi, her taraftan seyrederdim. Palamar Kayası'na indim, öyle bir demir görmedim. Bir taş var, ama, kayanın kenarında demir görmedim. Gemi bağlandığına kanaat getirdim, demirin başına gidemedim. Bir şey gördüm, ama, taş mı, demir mi, ayırdedemedim. Bu kaya dağın öbür yüzündedir. Oradan Madenköyü'ne inilir.


Pilav Dağı'nın Madenköyü tarafında dirsek gibi görünen demir halkalar bulunduğunu, eskiden gemilerin buraya bağlandığını söyliyenlere raslanır. Bu kayalara, yukarıdan inileme­diği, aşağıdan da çıkılamadığı için, arı kovanı bağlanamaz. Pilav Dağı eskidenberi fundalıktır.
16.5.1989 günü Sabri Bayraktar'la birlikte Madenli'de, yukarıda değinilen kayaların karşısında oturuyorduk. Yanımıza gelen yaşlı bir yurttaş, 50 yıl kadar önce 90 yaşlarında ölen bir kişinin karşı kayalarda demir halkalar gördüğünü anlattığını nakletti. Sabri Bayraktar da aynı kayalarda demir halkalar görmüştü.

Yeşillikler arasındaki çıplak kayaların yerden yüksek­liğinin 150 metre kadar olduğu tahmin edilebilir. Yanımızda bu­lunanlardan 30-40 yaşlanndaki bir yurttaş ise, atmaca beklerken buralarda dolaştığını, ancak demir halka görmediğni söyledi. Dağda, demir halkaların bulunduğu rivayet edilen yerde cam parçalarına raslandığını anlatanlar olmuştur.

Pilav Dağı adının dikkate değer bir hikayesi vardır. Çayeli'nin Yenipazar Mahallesi'nde, Pazarbaşı'ndan yukarıya doğru dik olarak çıkan yolun üzerindeki tepeye (Dan­cim'in Tepesi) denir. Burada oturan Dancim, Cinanoğlu Ali Efen­di'nin kardeşi ya da amcasının oğlu imiş. Dancim'in şeyh ya da erenlerden olduğu söylenir.



Dancim, Pilav Dağı'na çıkar, pilav pişirirmiş. Dağın adı oradan kalmış.

Dancim hakkında başka hikayeler de anlatılır.

Dancim'in büyük bir değeneği varmış. Daneim bu değenekle açık havada daire çizer, sonra ortasına geçer:

- Allah .... Hu ...

diye .. Hu .... çeker, arkasından değenekle çizdiği dairenin ortasında otururmuş. Yağmur yağdığı zaman onun çizdiği dairenin içine su düşmezmiş.

Dancim "kırk dul karı ..... diye gezermiş.

Cafer Paşa değirmeni civarında inceleme yaparken Pilav Dağı efsanesinin benzerine rasladım.

Anlatıldığına göre karayolları yapılırken kazılan yerler­den mapolar, deniz çakıl taşları çıktı. Mapo, demire benziyen kalın, çürümüş madde anlamına gelir. Eskiden gemilerin bu ma­polara bağlandığı söylenir; Pilav Dağı'nda olduğu gibi. Yine Pilav Dağı'na benzer şekilde, Karadeniz Boğazı açıldğı zaman sular buralardan da çekilmiş. Her iki efsaneden anlaşılacağı üzere Karadeniz Boğazı sonradan açılmış. O zamana kadar' yörede, şimdi çok içerlerde ve yükseklerde kalan yerlere kadar gemiler işliyormuş.



Gelin Kaynana Efsanesi

Vaktiyle çok yaşlı bir kadın uzak bir köyden gelin getirir. Gelin çok huysuz ve uyumsuz birisidir. Kendisi at sırtında düğün kafilesi ile birlikte gelirken köye yaklaştıklarında kaynanasına haberci göndererek evin anahtarlarını kendisine gönderip teslim etmesini ister. Gelinin bu hareketine  son derece üzülen yaşlı kayınvalide ellerini açarak; "Ya Rabbi, bu kötü gelin ile beraberindekileri olduğu yerde taş eyle" diye beddua eder. Yaşlı kadının bedduası anında tutar ve gelin at üzerinde olduğu halde beraberindekilerle birlikte oldukları yerde taş kesilirler.


Tuz ekmek

Çohçer, İkizdere'nin Sivrikaya köyü. Çohçerliler, ta Rize'ye kadar inip köylerine tuz taşımaktan bıkmışlar. Bir gün köylülerden biri: Bu böyle olmayacak. Bunca yolu gidip tuz getirmek çok zor oluyor. En iyisi biz bu tuzu ekelim. Rize'ye gitmeyelim, bağımızda bulunsun demiş. Köylüler bunu tasdik etmişler.
Ellerindeki tuzu Bayır diye isimlendirdikleri tarlaya ekmişler. Yağlan tuzlamak için tuz lazım olunca elde hiç tuz kalmadığını görürler. Demişler ki gidelum tuz ektuğumuz Bayır'a. Gidip bakmışlar. Ektikleri tuz bitmemiş ve tuzdan bir eser de kalmamış. Bu tuzlara ne oldu diye birbirlerine bakınırlarken atın kafasına bir çekirge konmuş. Köylülerden biri: Vay tuzlan yiyen bu çekirgedir diyerek çekip çekirgeyi vurmuş. Çekirge ile birlikte atı da öldürmüş.
Şairin biri de bu olayı şöyle bir mani ile dile getirmiş:
Bir sizden bir de bizden
Olduk bir çuval tuzdan



Ardeşen seslikaya Süleyman efendi türbesi

Ardeşen Seslikaya köyünde bulunan Süleyman Efendi Türbesi, renkli taştan yapılmış, üstü açık bir sandukadan ibarettir. Sanduka üzerine "Şeyh Süleyman Efendi. Ölümü 1308" ibaresi vardır. 1308 tarihi miladî 1890 yılma tekabül etmektedir.

Süleyman Efendinin sandukası yanında ikinci bir mezar bulunmaktadır. Son zamanlarda üzeri bir kubbe ile örtülmüş olan bu mezarın bakımlı ve kaliteli olan mezar taşında "Kula,, j. m mmh Molla Osman oğlu merhum Şeyh Hasan Usta ruhuna fa; 2. . U844)" kitabesi

okunur.

Süleyman Efendi torunu Kulaberoğlu Ahmet'in rivayetine göre, Hasan dede zamanında Ardeşen'de üç evliya vardı. Bunlardan biri İşıklı köyünde, diğeri Aşağıdurak köyünde, üçüncüsü de Seslikaya köyünde yaşardı. Bunlar beş vakit namazda birleşir, aynı cemaatle namaz kılarla! dı. Hasan dedenin büyük oğlu Ahmet dayı 110 yaşma kadar yaşamış bir pirifani idi.


Bu efsanenin geçtiği kabul edilen yer konusunda farklı görüşler ortaya atılır. Bunlardan birisi Hemsin ilçesinin Akyamaç Köyü civarında olduğu şeklindedir.

Yorum (0) :: Yorum yaz!
:: Bağlantı

26/5/2009 - kaplıcalarr

Çamlıhemşin Ayder Kaplıcaları



Ayder kaplıcaları şifa kaynağı


Rize’nin Çamlıhemşin ilçesine bağlı Ayder Yaylası’nda bulunan ve birçok hastalığa iyi geldiği bildirilen kaplıcalarda, yerli ve yabancı turistler şifa arıyor.
ayder-yaylasi.jpg



Çamlıhemşin’e 12 km uzaklıkta, Kaçkar dağlarının yamaçlarında bulunan Aydar Kaplıcaları deniz seviyesinden 1.350 m. yüksekliktedir. Kaplıcanın suyu 50 derece olup çeşitli rahatsızlıklara iyi gelmektedir.Bunların başında da romatizma gelmektedir. Aydar Kaplıcaların da dinlenme tesisleri bulunmaktadır.

 260 metre derinlikten çıkan, kaplıca sularının başta romatizma, kireçlenme olmak üzere pek çok hastalığa iyi geldiğini belirtiyor. Kaplıca sularından fayda görmek için havuza girmek, özel banyo almak ya da içmek mümkün.
KaradenizTeknik Üniversitesi'nden Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Güler yaptığı açıklamada, kaplıca sularının romatizmal eklem hastalıkları,sinir, sindirim, dolaşım sistemi hastalıklarıyla idrar yolları ve üreme organı hastalıklarına iyi geldiğini
belirtiyor. Kaplıca suları ayrıca, egzama ve sedef, ergenlik sivilceleri gibi cilt hastalıklarının tedavisinde de kullanılıyor. Tabii ki, kaplıcaya girmeyi sakıncalı kılacak durumlar da var. Örneğin kanamalı rahatsızlıklar, yüksek tansiyon ve kalp rahatsızlıkları başta geliyor. Bu nedenle kaplıcaya girmeden önce mutlaka uzman bir doktora danışmak şart. Zaten Ayder Kaplıcaları'nda görev yapan bir uzman doktor da bulabilirsiniz. Uzmanlar ayrıca kaplıcada günde ikiden fazla banyo alınmaması gerektiğini hatırlatıyor ve 4 banyodan sonra kendisini halsizlikle belli eden ve Kaplıca Krizi olarak tanımlanan bir rahatsızlığın bazı kişilerde görülmesinin normal olduğunu belirtiyorlar.



İkizdere Termal Kaplıcası

İkizdere İlçesi Termal Kaplıca-Ilıca alanının 40 hektarlık bir bölümü İl Özel İdaresi Genel Sekreterliğine ait olup, devletin hükmü ve tasarrufu altında bulunmamaktadır. Termal kaplıca 2004 yılında yap-işlet-devret modeli ile ihalesi yapılarak, her biri 240m² ve dört daireli, 5 adet, toplam 1200m² inşaat alanına sahip bungalov tipi apart otel; 875m² inşaat alanına sahip termal hamam ve 8670 m² inşaat alanına sahip 3 yıldızlı Turizm Yatırım Belgeli Termal Otelin yapımı devam etmektedir.

I. Kuyu: Kokusuz, ekşimsi, 60 derecelik sıcak su olup, toplam mineralizasyon 4850,18 mg/1. bor içeren sodyumlu kalsiyumlu, bikarbonatlı 40 m. derinliktedir. 2,5 litrelik debiye sahiptir.

II. Kuyu: Kokusuz, ekşimsi 70 derecelik sıcak su olup, toplam mineralizasyon 5675,89 mg/1. bor içeren sodyumlu kalsiyumlu, bikarbonatlı 264 m40 m. derinliktedir. Saniyede 8-10 litrelik debiye sahiptir.

Yapılan tahlil sonuçlarına göre termal suyun, romatizma, nevrit, nevralji, kolinvrit, kırık-çıkık, kadın hastalıkları, kan şekeri, bel fıtığı gibi hastalıklara iyi geldiği kanıtlanmıştır.


ANDON ILICASI (KÜÇÜKÇAYIR) İÇMELERİ

Andon; yeni adıyla Küçükçayır Rize Merkeze 25 Km uzaklıkta bulunmaktadır. Yol stabilize kaplama olup, heyelan nedeniyle bazı kesimlerinde yolda bozukluklar bulunmaktadır. Buranın en önemli özelliği içmeler mahallesinde bulunan ılıcalardır.

İki ayrı içmesi bulunana bu yörenin çok kalabalık bir nüfusa sahip olması da dikkat çekmektedir. Yedi mahalleden oluşan Andon 5000 nüfuslu bir yerleşim birimidir. Bu yörede içmelerin yanında arıcılıkta yapılmakta olup, balın özellikleri anzer balıyla hemen hemen eşdeğer durumdadır.

Burada bulunan suyun özellikleri 1960 yılında Devlet Hıfzısıhha Enstitüsü tarafından incelenmiş; kadın hastalıkları, kalp, karaciğer, bağırsak hastalıklarına özelliklede böbrek hastalıklarına (kum ve taş düşürmede) çok faydalı olduğu belgelenmiştir.

 

 OTELLER


Diğer İlçeler Otel Bilgileri Otel Telefonu İlçesi Otel Sınıfı

Rize-Çamlıhemşin-Rize
Rize-Çayeli
Rize-Merkez



Asnur Otel Rize (464) 214 17 51 (5 Hat) Rize-Merkez 3 Yıldızlı

Ayder Villalari Rize (464) 657 20 37 Rize-Çamlıhemşin-Rize Belirtilmemiş

Grand Çavusoğlu Otel Rize (464) 532 49 88 (Pbx) Rize-Çayeli 4 Yıldızlı

Otel Ayder Haşimoğlu Rize (464) 657 20 37 Rize-Çamlıhemşin-Rize Belirtilmemiş

Otel Dedeman Rize (464) 223 44 44 Rize-Merkez 4 Yıldızlı

Sis Otel Rize (464) 657 20 30 - 657 20 86 Rize-Çamlıhemşin-Rize Belirtilmemiş

Yeşil Vadi Otel Rize (464) 657 20 50 Rize-Merkez Belirtilmemiş




ARKADAŞLAR RİZEYE ULASMAK İÇİN UÇAKLA TRABZON ORADAN DA KARAYOLU İLE 1 SAAT SÜRÜYOR,HERKESİN GİDİP GÖRMESİ GEREKEN DOĞA HARIKASI RİZEMİNİ TAVSIYE EDİYORUM..

Yorum (0) :: Yorum yaz!
:: Bağlantı

25/5/2009 - Rize Doğal Güzellikleri

 

Kaçkar Sıra Dağları
Rize ve Hopa arasında yer alan yıl boyunca gözlenebilen keskin buzulları, masmavi gölleri, yeşilin her tonuna sahip ormanları, coşkulu dereleri, bin bir çeşit bitkileri ve hayvanları ile doğal bir park görünümünde olan Kaçkar sıradağlarının en yüksek tepeleri Altıparmak (3480 m.), Kavran (3932 m.) ve Verçenik (3710 m.) dir. Güney rotasından çıkışı kolay olan Kaçkarları her yıl binlerce dağcı ziyaret etmektedir. Eğer sis yoksa Doğu Karadeniz dağlarının muhteşem görüntüsünü izleyebilirsiniz. Kuzey rotasını ise daha çok deneyimli dağcılar tercih ederler ve kuzeyden zirve yapmanın başka bir avantajı geri dönüşte Ayder yaylasında kaplıcalara uğrayabilmenizdir. Dağa yaz aylarında tırmanmak ne kadar kolay ise kış aylarında tırmanmak o kadar zordur. Kış aylarında kar vadileri doldurur, yaylaları örter ve evler yok olur. Ayrıca buzulların eğimi her zaman çığ düşmesine uygundur.
Tırmanma Zamanı: Yaz Tırmanışları için en uygun zaman Ağustos ve Eylül ayları, Kış Tırmanışları için en uygun zaman Şubat ve Mart ayları.
 



Fırtına Deresi ve Vadisi
Fırtına Vadisi, Fırtına Deresi'nin, Karadeniz kıyı çizgisinden başlayıp iç kısımlara doğru birden çok kola ayrılarak (Durak, Hemşin, Hala, Polovit, Elevit ve Tunca dereleri) Kaçkar Dağları'nın kuzey yamaçlarına kadar uzanmasıyla oluşur. Vadide yıllık ortalama yağış miktarı 2000 mm'nin üzerindedir ve yüksek kesimleri sürekli sis altındadır. Alüviyal akarsu ormanları (kızılağaç), geniş yapraklı ılıman ormanlar (doğu kayını), iğne yapraklı doğu ladini ormanları, yapraklı ve karışık ormanlar, geniş alpin çayırlıklar ve kayalık habitatlar, nadir şimşir ormanları gibi Doğu Karadeniz'e özgü bütün habitatları burada bulmak mümkündür. Bu değerlerinden ötürü, Fırtına Vadisi ormanları, WWF (Dünya Doğayı Koruma Vakfı) tarafından Avrupa'da acil korunması gereken 100 ormandan biri olarak ilan edilmiştir.

Fırtına Vadisi, Kaçkar Dağları ile birlikte 537 odunsu bitki, 136 kuş, 30 memeli, 21 sürüngen ve 116 endemik bitki türüne ev sahipliği yapar. Fırtına, Hemşin ve Çağlayan dereleri, her yıl Karadeniz'den iç kısımlara göç ederek yumurtadan çıktıkları yere yumurtlayan deniz alalarının da yuvasıdır.



Buzul Gölleri

Kaçkarların en önemli kaynak değeri buzul gölleridir. Kaçkar Dağlarının Milli Park olmasındaki en büyük etken birçok buzul gölü bünyesinde barındırıyor olmasıdır. Oluşum öyküsü ile de buzul gölleri hayret uyandıracak bir özelliğe sahiptir.

Buzullar, karın yeniden kristalleşmesi, sıkışması ve bir araya toplanması ile meydana gelir. İklim değişikliklerinin ve yerçekiminin etkisiyle hareket ederler. Soğuk iklimlerde aşağıya doğru sarkan buzullar, ilerlerken üzerinde kaydıkları zeminden aldıkları parçalarla yeryüzünü şekillendirirler. Binlerce yıl süren hareketleri sonucunda V biçimli vadileri aşındırarak tekne biçimli vadilere dönüştürürler. Kaçkarlar’daki Davalı, Büyükçay, Kavron, Çeymakçur, Avusor- Bulut ve Kaçkar vadileri tipik buzul vadileridir. Eğimin az ve kaya yapısının dirençsiz olduğu bölgelerde ise buzulların akması ve geri çekilmesi sırasında çukurlar oluşur. Bu hareketler zamanla çukurlukları derinleştirir. Onların suyla dolmasıyla da buzul gölleri meydana gelir.

Kaçkarlar’da iri kaya bloklara rastlamak mümkündür. Bu kayaların kimi bazalt kimi de granittir. Normalde bazalt volkanik bir kayaçtır ve yüzeyde bulunur; granit ise daha derinlerde bulunur. Ancak yörede her iki türe aynı ayna rastlamak mümkündür. Magmadan gelen granit, bazaltik kayaçları çatlatarak yükselmiş. Belli yerlerde de, örneğin Kaçkar ve Verçenik dağlarında bazaltlar çatı gibi granitin üzerinde kalmışlar. Bu kayaların kiminin granit, kiminin bazalt olması on milyonlarca yıl öncesine ait bir hareketin sonucudur:

Yörede iki kıta bulunmakta idi. Güneyde Anadolu, kuzeyde Pontid; aralarında da bir okyanus yer alıyordu: Neotetis. Çok karmaşık tektonik hareketler sonucunda iki kıta birbirine yaklaşmaya ve okyanus kapanmaya başladı. Gün geldi Neotetis yok oldu ve iki kıta birleşti. Kaçkarlar’daki kayaçların kimi Neotetis kapanmadan önce oluşmuş kimi ise kapandıktan sonra oluşmuş.


Kıbledağı Deresi Rize'nin 1.261 m. yüksekliğindeki dağlık bölgeden kaynaklanan Kıbledağı Deresi çok sayıdaki küçük akarsu ile birleşerek kuzeydoğuya doğru akar ve Yaşköy yakınlarında Karadeniz'e dökülür.

Büyükdere
Tekfur Tepesi'nden kaynaklanan Büyükdere ilin kuzeydoğu yönüne doğru akar ve Yenice yakınlarında batıdan gelen büyük bir kol ile birleşerek Çayeli'nin batısından Karadeniz'e dökülür.

Rize derelerinden özellikle Fırtına Deresi ile İyidere'de karlar eridiğinde kano sporu yapılmaktadır.

Mesire Yerleri
Rize ilinin zengin orman dokusu, orman içi dinlenme yerlerine olanak sağlamıştır. Yaylaların çevresi de mesire yeri olarak kullanılmaktadır. İlin en önemli mesire yeri Rize-Erzurum karayolu üzerindeki Çamlık orman içi dinlenme yeridir. Burada turizme yönelik tesisler bulunmaktadır. Kaçkar Dağları'nın zengin bitki örtüsünün yanı sıra kuş ve kelebek türlerinin çokluğundan ötürü, özellikle İkizdere ve Çamlık bölgeleri bu yönde turizme katkıda bulunduğu gibi ilin önemli mesire yeri olma özelliğini de korumaktadır. Ayrıca safari için de önemli bir parkur oluşturmuştur




İşte benim memleketım
RİZE: Çay Bahçeleri, Kaçkar Dağları, Ayder ve Çamlıhemşin Yaylaları, Anzer Balı, Zilkale ve Buzul Gölleri, Elevit Şelalesi, Palovit Yaylası, Fırtına Deresi Vadisi, Rize Kalesi, Rize Bezi







Yorum (0) :: Yorum yaz!
:: Bağlantı

25/5/2009 -

 

 

ÇAMLIHEMŞİN AYDER GALER DÜZÜ KÜLTÜR ŞENLİKLERİ
YERİ VE TARİHİ
Çamlıhemşin - 10-11 Haziran
DÜZENLEYEN KURULUŞ
Çamlıhemşin Kaymakamlığı-Belediye Başkanlığı
 
İKİZDERE DAĞ HOROZU ŞENLİĞİ
YERİ VE TARİHİ
İkizdere - 02-03 Temmuz
DÜZENLEYEN KURULUŞ
İkizdere Kaymakamlığı
 
ANZER BALI VE YAYLA ŞENLİKLERİ
YERİ VE TARİHİ
İkizdere - 30-31 Temmuz
DÜZENLEYEN KURULUŞ
İkizdere Kaymakamlığı
 
OVİT YAYLA ŞENLİĞİ
YERİ VE TARİHİ
İkizdere - 06 Ağustos
DÜZENLEYEN KURULUŞ
Ekşioğlu Vakfı
 
YENİYOL ÖCE KÜLTÜR ŞENLİKLERİ
YERİ VE TARİHİ
Ardeşen - Ağustos 1. Haftası
DÜZENLEYEN KURULUŞ
Ardeşen Kaymakamlığı-Yeniyol Köyü Muhtarlığı - Öce Kültür Şenlikleri Komitesi

VARDA YAYLA ŞENLİKLERİ

YERİ VE TARİHİ
İkizdere - 13-14 Ağustos
DÜZENLEYEN KURULUŞ
Güneyce Varda Yayla Birliği

DEMİRKAPI YAYLA ŞENLİKLERİ
YERİ VE TARİHİ
İkizdere - 20 Ağustos
DÜZENLEYEN KURULUŞ
Demirkapı Köyü Derneği
 
TOZKÖY LİKAPA ŞENLİĞİ
YERİ VE TARİHİ
İkizdere - 20 Ağustos
DÜZENLEYEN KURULUŞ
Tozköy Muhtarlığı
 
ÇAĞRANKAYA YAYLA ŞENLİKLERİ
YERİ VE TARİHİ
İkizdere - 20-21 Ağustos
DÜZENLEYEN KURULUŞ
İkizdere Belediye Başkanlığı
 
ARDEŞEN KAÇKAR ALTIPARMAK YAYLA ŞENLİKLERİ
YERİ VE TARİHİ
Ardeşen - 20-21 Ağustos
DÜZENLEYEN KURULUŞ
Ardeşen Kaymakamlığı-Kaçkar Altıparmak Kültür Ve Dayanışma Derneği-Yukatur Derneği
 
YEŞİL ALTIN GÜMÜŞ DENİZ FESTİVALİ
YERİ VE TARİHİ
Fındıklı - Ağustos 3.Haftası
DÜZENLEYEN KURULUŞ
Fındıklı Belediye Başkanlığı
 
HAN DÜZÜ YAYLA ŞENLİKLERİ
YERİ VE TARİHİ
Güneysu - 27 Ağustos
DÜZENLEYEN KURULUŞ
Güneysu Kaymakamlığı- Belediye Başkanlığı

HEMŞİN BAL, KÜLTÜR VE TURİZM ŞENLİĞİ

YERİ VE TARİHİ
Hemşin - Ağustos 1.-4.Haftası
DÜZENLEYEN KURULUŞ
Hemşin Belediye Başkanlığı
 
KÜÇÜK YAYLA ŞENLİĞİ
YERİ VE TARİHİ
Ardeşen - Ağustos 4.Haftası
DÜZENLEYEN KURULUŞ
Ardeşen Kaymakamlığı-Bakader Derneği
 
ÇAYELİ FESTİVALİ
YERİ VE TARİHİ
Çayeli - Ağustos 4.Haftası
DÜZENLEYEN KURULUŞ
Çayeli Kaymakamlığı-Belediye Başkanlığı
Yorum (0) :: Yorum yaz!
:: Bağlantı

25/5/2009 - resımler









Dik yamaçlı vadileri, doruklara ulaşılabilir dağları, buzul gölleri, zümrüt yeşili yaylaları, tarihi kemer köprüleri ve kaleleri, coşkun akan dereleri ile çok özel bir turizm beldesidir Rize.









Bölgede “Kadınlar Pazarı” adıyla günümüze kadar yaşayan pazarcılık geleneği devam ediyor.

Turşu, kabak, tereyağı, mısır unu, karayemiş ve hatta pekmeze kadar, tamamen elde hazırlanmış gıdanın satıldığı kadınlar köy pazarında minci ve peynir ise en çok aranan ürünler.

Zaman zaman bahçelerde yetişen ürünlerin fide ve tohumlarının da sergilendiği köy pazarı özellikle yaz aylarında yerli ve yabancı turistlerin de uğrak yeri oluyor.



Yorum (0) :: Yorum yaz!
:: Bağlantı

<- GERİ img İLERİ ->
Image Hosting by Picoodle.com

HAKKIMDA

Rize'ye gelip de; Rize Kalesi'ni görmeden, Kale-i Bala'yı görmeden, Pazar- Kız Kulesi'ni görmeden, Ayder'de kaplıcaya girmeden, Dünyaca ünlü Anzer balını tatmadan, Çayeli'nde denize girmeden, İkizdere Çamlık'ta kuş gözlemeden, Laz böreği yemeden, Hamsili ekmek yemeden, Hamsi pilavı yemeden, Rize bezi almadan, Rize çayı almadan, dönmeyin!
Image Hosting by Picoodle.com
Image Hosting by Picoodle.com

SON YAZILARIM

Image Hosting by Picoodle.com Görsel resım
Image Hosting by Picoodle.com Bunları Unuttunuz mu?
Image Hosting by Picoodle.com Beni Karadeniz Çagirir
Image Hosting by Picoodle.com ÖRF-ADET-GELENEK-GÖRENEKLERİ
Image Hosting by Picoodle.com SEVDALI DAĞLAR
Image Hosting by Picoodle.com Rize hikayeleri
Image Hosting by Picoodle.com kaplıcalarr
Image Hosting by Picoodle.com Rize Doğal Güzellikleri
Image Hosting by Picoodle.com Başlıksız
Image Hosting by Picoodle.com resımler
Image Hosting by Picoodle.com ::::::::::hırçın karadeniz::::::::::
Image Hosting by Picoodle.com hasretımsın karadenız
Image Hosting by Picoodle.com fırtına
Image Hosting by Picoodle.com Başlıksız
Image Hosting by Picoodle.com bir özlemdır memleketim
Image Hosting by Picoodle.com selam sana rizem selam çayelim
Image Hosting by Picoodle.com HİKAYELER
Image Hosting by Picoodle.com
Image Hosting by Picoodle.com

BAĞLANTILAR

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Image Hosting by Picoodle.com
Image Hosting by Picoodle.com

KATEGORİLER

  • fıkralar
  • görsel resimler
  • HİKAYELER
  • karadenizi tanitım
  • Maniler
  • türküler
  • yaşanmış hikayeler
  • Yemek tarıfleri
  • yorumlarim
  • şiirler
  • Image Hosting by Picoodle.com Image Hosting by Picoodle.com

    sevmek hemi? sevdaluk ateşinun alev sonük yanina. düştimi aci verur sevenlerun canina geceler hep uykusuz gündüz olur aç susuz.. sevmekmi daha zordu beklemekmı umutsuz... ateş sarar bedeni erir yurek yağlari... gücün olsa delersin ferhat gibi dağlari... hiç dayanmaz yureğun gözünde görmek ister... kan gıtmezde kalbuna onıda sevgın besler BİDE ŞU VAR UNUTMAMAK LAZIM Sevupda alan alana kadar......Sevmezden alan elene kadar....

    Image Hosting by Picoodle.com Image Hosting by Picoodle.com

    "Ne mavi hasrettir yeşile, ne yeşil hasrettir maviye Bir başka güzeldir RizE

    Her Dilde Aşk dünyanın bütün dillerinde sev beni ama Lazca sevişelim horon tepsin dilimin dalgaları kuzey kayalıklarında gövdenin dünyanın bütün dillerinde sev beni ama Kürtçe bakışalım doğu kanatlı şahinler uçsun Aşk’ın mor dağlarına gözlerimizden dünyanın bütün dillerinde sev beni ama Türkçe yaz kalbimi

    Image Hosting by Picoodle.com
    Image Hosting by Picoodle.com

    ARKADAŞLARİM

    hayaldunyasi34
    gaziler54
    turnalar58
    sehadetyildizi
    eylulcagin
    aleyna53
    ustali28
    ayyuzlum37
    musahip
    duygularinsairi
    sevdayeli58
    naliya
    MihraLi
    aydinsever
    canican
    alplerden
    canrize

    widget