29/5/2009 - SEVDALI DAĞLAR

SEVDALI DAĞLAR
Lamgo’dan Melezkür’den çingit’ten çıktım yola Ovaklı’da dinlendim bir süre verdim mola Oturup Tomaslı’dan seyrettim Pogina’yı Nerdesin Cevat Kamber Nerdesin Şükrü dayı Doğu Karadeniz’de güzel bir gündü yazdan Güneşli bir havada geçtim Kanlıboğaz’dan Neden Kanlı boğaz’dı bu güzel yerin adı İbran Osman’dan başka bir anlatan olmadı Yokuş artık bitmişti düzlüğe vardı yolum Mor orman gülleriyle döşeli sağım solum Çok sürmedi baktım ki Yukarıviçe’deyim Altımda Çamlıhemşin bense bir yücedeyim Bir dağın doruğunda asılı Mikronkavak Aşağıda Fırtına akıyor çağlayarak Köyler dik yamaçlarda serpilmiş nokta nokta Çinçiva, Mollaveyis, Mecnun, Meydan, Amokta Yaratan yaratılan kucak kucak iç içe Bakmakla doyamadı gözlerim Makroviç’e Sağ kıyıda kuşuva karşı tepede Habak Ey Hemşin Tümünle süzül de gönlüme ak Yüreğim coşkusundan duramıyor yerinde Uçuyormuş gibiyim Pokut’un üzerinde Bir gereksinmem yoktu petrol denen yakıta Geçtim kanat vurarak Sal ile Amlakıt’a Yamaçlarda sürüler çevirmişti önümü Ben güneyden kuzeye aktarmıştım yönümü Aşağı Şimşirlik’ten vurdum Tarderesi’ne Gidiyordum Ayder’den Kaçkarlar yöresine Nereye gideceksin bir şey gelir mi elden Güçlükle izin aldım muhtar Koca Temel’den Gül yüzlü bir ninenin ayran içip tasından Çıktım Bulutdağı’na Abuçor yaylasından Çırpıp kanatlarımı üzerinde karların Geçtim eteklerinden süzülüp Kaçkarlar’ın Değerlendirmek için güncel dinlencemizi Kavron’da çobanlarla paylaştık gecemizi İki pag’ın önünde büyük bir ateş yaktık Yayla insanlarının keyfine değme artık Yemek vakti gelmişti sofra kuruldu düze Çeşit çeşit yemekler yığıldı önümüze Önce dillere destan Hemşin’in muhlaması Taze tereyağında alabalık tavası Tulumcu başı fazla direnmedi nazında Gençler el ele verdi yaylanın ayazında Kollar inip kalkıyor bacaklar kıvranıyor Tabanca sesleriyle bütün vadi yanıyor Ben tırmandım yokuşa henüz gün ağarmadan Palovit’e varmıştım on ikiye varmadan Oturup Kertelik’in bir ayranını içtim Sonra dere boyundan Hapivanak’a geçtim Tirevit’ten göründü Elevit’in çamları İstiyorum bitmesin bu yayla akşamları Başlamıştı burada vartivar şenlikleri Kızlar delikanlılar bir ileri bir geri Renk renk giysilerin hepsi ayrı biçimde Horon oynuyorlardı sevi coşku içinde Bir tarafta kadehler bir tarafta oyunlar Ve ocakta nar gibi çevrilen koyunlar Çekinenleri yoktu ne paradan ne puldan Koşup geliyorlardı İzmir’den İstanbul’dan Hemşin’in övgüsü bu Hemşin’in benliği bu Hemşinli’nin yılda bir en büyük şenliği bu Mustafa şiş tulumu kollar yay bacaklar yay Dik oyna Burhan coşkun bozma horonu Günday Ben çantamı sırtladım yolcu yolunda gerek Ayrıldım Elevit’ten içim istemeyerek Kazım İncearab’ı gönülden anaraktan Bir tutam çiçek derip geçtim Haçivanak’tan Gün boyunca yürüyüp koca bir dağı aştım Henüz akşam olmadan Davalı’ya ulaştım Bitmemişti davası dağ kimin yayla kimin Bekliyordu sorunlar dosyasında hâkimin Her yer su her yer çiçek bu yayla başka yayla İnsanoğlu burada gelmez mi aşka yayla Gözüm uyku tutmadı gece olmuştu yarı Ninni söylüyorlardı şimdi dağ tavukları Tarih gömülmüş gibi kocaman bir çukura Baktım gözlerim nemli oradan Hodoçur’a Görkemli taş konaklar kocaman taş direkler Bunca yıllardan beri bir onarıcı bekler Ellerim şakağımda düşündüm derin derin Bu topraklar uğruna can veren şehitlerin Yüreğim burkularak kapıldım da yasına Saygı ile eğildim aziz hatırasına Çekilen dut rakısı buğu buğu küllüğü Tüm anılarımızın geçmişe gömüldüğü Acısı tatlısıyla geçen bütün anların Sade bir ismi kaldı Çalmaşur Kenanların Sularla çevrilmiş yörenin dört bucağı Mührünü vurmuş gibi altıda Cicebağı Maşatlığı yıkılmış koca kilisesiyle Bir şeyler anlatıyor tarihin gür sesiyle Burada dil suskundur doğa seslenir ruha Hem dinledim hem gittim iniverdim Çoruh’a Çoruh kışın durudur yazın bulanık akar Bu boşa akan suya insan hayretle bakar Alır götürür seller bahçemiz bağımızı Taşır Karadeniz’e bunca toprağımızı Bu şahlanan sulara bir dizgin vur diyen yok Düşmana dur dedik te Çoruh’a dur diyen yok Alıp nasibimizi yaz günü taze duttan Sıcak bir öğle vakti geçiverdim Hunut’tan Sonunda bu günleri biz bekleye bekleye Başyayla’nın üstünden dolaştım Çiçekli’ye Göğsümü yaslayarak yaylanın karlarına Çevirdik yolumuzu Tatos’un dağlarına Gölde âşık Kerem’in dinledim de sazını Sisler içinde aştım Ortaköy boğazını Sürüler yamaçlarda nerdesin Bozo İsmet İneceğiz Pag’lara eğer olursa kısmet Gönlüm yanıt verirken kuzuların sesine Bir selam verip geçtim Verçenik tepesine O gece Bozoğlu’nun Pag’ında konakladım Özlemini çektiğim dağlarımı kokladım Bu tertemiz havayı süzüp ciğerlerimden Cimil’e gidiyordum Çermeşk’in üzerinden Patika yolu ama bu yol bambaşka bir yol İleride göründü Karagöl Aşağıgöl Karadeniz türküsü gölde alabalıklar Yeniden tazelendi içimde sevdalıklar Düzleri tepeleri böylece aşa aşa Tahpur’un üzerinden çıkıverdim Baldaş’a Kalmadı yüreğimde ne keder nede bir gam Senoz’un üzerinde göründü Mağribodam Sisler içinde idi Cimil’e vardığımda Parça parça olmuştu çarığım ayağımda Cimil üç pare köydü ben Başköy’e inmiştim Bu ilk kez gelişimdi oldukça sevinmiştim Yatacak yer aradım kimliğimi sordular Burada konuk evi var ama diyordular Orada vali vekil gibiler kalıyordu Dediler bu fukara acep ne arıyordu Ne vali ne vekildim sade biriydim halktan Öyleyse nasibin yok dediler bu konaktan Kahvede muhtarla halk bir fiskos çevirdiler Bu akşam kal diyerek camiyi gösterdiler Dizimi ayağımı taşlara vura vura Camide kalmaktansa yol aldım Salaçur’a Sisler çekiliverdi ben yola koyulunca Bu ayrıcalıkları düşündüm yol boyunca Dökülmüştü önüne saçlarının akları Sonradan işittim ki yanmıştı konakları Salaçur üç mahalle Kahmut, Kalnus, Kalgunsu İspir’in kaderi bu çırılçıplak örtüsü Yanmış kavrulmuş vadi güneşinden selinden Başta Devlet Babamız bir tutan yok elinden Sıcak bir el beklerken devlet denen babadan Görmedi başkasını tahsildar jandarmadan Kimi vergiye gelir kimi asker almağa Bu kavrulmuş yüzler küsmüşler yaşamağa Daha tıkamak için doymayan boğazını Hacı denen bir kişi kesmiş dere ağzını Halk bahçede topluyor kurutacak dutunu Bu dutlara bağlamış tüm yaşam umudunu Sorunları bırakıp gelecek kuşaklara Çırnaçur’dan yukarı gene vurdum dağlara Güzin dağlar başkadır insana hüzün verir Ruh kanatlanır uçar kişide madde erir Keklikler sürü sürü yamaçlarda dolaşır Yaban keçileriyle tekeler sevdalaşır Mezralarda kurumuş otlarda yaşam kokar Terk edilmiş yaylada keder kokar gam kokar Tutuşur boz kayalar günün son ışığıyla Hayal bir çoban kızı buluşur aşığıyla Kız uzat elini der uzatır yaklaşamaz Kız gel koklaşalım der yaklaşır koklaşamaz Duyulur gibi olur ta ötelerden bir ses Kesilir âşık için o anda soluk nefes Ne koyun melemesi ne kuzu melemesi Tür-i Sina’ya çıkar duyabilen bu sesi Bunun yüceliğini ne sen ne de ben bilir Yuvasından ayrılıp yollara düşen bilir Bir an sarsılıverdim içim karma karışık Acaba ben mi idim demin gördüğüm âşık O gece bir kayanın koltuğunda uyudum Doğayı içerime sindirdim yudum yudum Pag’larda ve kop’larda günlerce yata yata Varoş’un üzerinden sonunda indim Çat’a Ben ne Kara Reşid’im ne de Kâhya Salih’im Yalınız onlar kadar bu yere sevdalıyım İki dere çatışır adlandırır bu yeri Biri Hemşin’den gelir Ecevit’ten diğeri Burada bir bina var ne Hilton’dur ne Divan Dağların arasında görkemsiz garip bir han Dışarıda sıra sıra bağlı katırlar atlar İçerde konuksever güler yüzlü Mafratlar Buranın yazı kadar kışında sefası var Tutuşan bir sobası bir de Mustafa’sı var ÇOMOĞLU gene Çat’ta nerdesin Rıza dayı Sen Vanksi’de sefa sür tarlayı yedi ayı Çektin yaşam boyunca acısını cefanın Ne faydasını gördün Nihat’ın Mustafa’nın Yazıldın gönüllere sevginle hatırınla Büstünü dikeceğiz koprinle katırınla Karşıda Kito, Karap göz ucuyla dolaştım Ve bu anda sevdalı dağlarla vedalaştım Ey Hemşinli, gelecek çağların çocukları Merhabalar sevdalı dağların çocukları Uzakta kalsak bile bir iki kelam size
Elevit’ten, Kale’den, Ayder’den selam size
Servet ÇOMOĞLU
 
GURBETTE ÇAYELİ
Şimdi gurbette değil sanki Çayeli’ndeyim, Çıha’nın eşliğinde KUSPA’nın belindeyim, Nav bir Hemşin havası çalıyor yanık yanık, Bugün dağlar dumansız, bugün ruhlar uyanık. Kıyıda çarşaf gibi serili Karadeniz, Ey Çayeli, taşınla toprağınla sendeniz… Bakma böyle yıllarca ayrı kaşışımıza, Bir kader çizgisi bu yazılmış başımıza. Para derdi, pul derdi, aş derdi, ilim derdi, Bizi çok küçük yaşta gurbete itiverdi. Dolaştık deniz deniz yedi iklim dört bucak, Arkada kalanlara yaş döktük kucak kucak. Kimimiz kaptan oldu, miço oldu kimimiz, Bazen de seferinden hiç dönmedi gemimiz. Bazı gün yelken açtık İsveç sahillerine, Sarışın dilberlerin kapılıp ellerine. Dansettik güvertede gece sabahlara dek, Sandık bu yerler cennet, sandık bunlar bir melek. Yeşil gözlü çay kızı kıskanıp halimize, Artık tahammülüm yok , gel dedi de bize. Bu özlemle köpürdük, bu sevda ile taştık, Sana kavuşmak için deryalar dağlar aştık…. Bu hal hepimizi için gerçek bir yaşam mıydı ? Nerde bu güzel dağlar bu yemyeşil tepeler, Kulaklarında çaydan zümrütlenmiş tepeler. Başında duvak gibi duruyor LAZLAKAR’ım, Çal Çıha Mehmet’im çal, tazelensin efkarım. Şurada Liman Köyü nazlı bir gelin gibi, Var mıdır hiçbir yerde şu Kuspa belin gibi. Seni seyrediyorum buradan baştan başa, Sağ yanımda Kesmetaş, karşımda Kaptanpaşa… Değer bir adım atsan Aşıklar’a ayağın, Dumanı tüter gibi burnumda Yanıkdağ’ın. İşte ÇATAKLIHOCA , işte Sırt, işte Yamaç, Durma yabancı gibi ne olur koynunu aç. Yıllardır uzaklarda adını sayıkladım, Seni yüreciğimin ta içinde sakladım. Ardından Kerem gibi dolaştım yana yana, Orada seni gördüm, baktımsa hangi yana. Kah bir çınar altında uzanıp serinledim, Kah Yalıkahvesi’nde Fenerci’yi dinledim. Harman gecelerinde mısır olup kaynadım, Çimenli düzlerinde met, değenek oynadım. Canlandı anılarım içimde birer birer, O düğün sofraların o kocaman siniler. Ve bir yığın insanın salladığı kaşıklar, Sonra ocak başında karşılaşan aşıklar. Nerdesin Mamuloğlu, nerdesin Hasan dayı ? Şimdi kim çevirecek o gizemli kaydayı… Hadi Çomoğlu Ömer, donat kadıbağını, Döksün delikanlılar binanın saçağını. "Şevkiye Hala" sana cevap versin bölmeden, O tatlı şakalarla kırılalım gülmeden.
SERVET ÇOMOĞLU- SEVDALI DAĞLAR

|